İstanbul PARÇALI AZ BULUTLU
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Murat Ercan

Murat Ercan

22 Mart 2026 Pazar

    Katar’da Helikopter Kazası: 3 Türk Vatandaşı Şehit Oldu

    Katar’da Helikopter Kazası: 3 Türk Vatandaşı Şehit Oldu
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Katar’da Helikopter Kazası

    Katar’da yürütülen askeri eğitim faaliyetleri sırasında meydana gelen helikopter kazası Türkiye’yi yasa boğdu. Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, kazada bir Türk askeri ile iki ASELSAN personelinin şehit olduğu, ayrıca 4 Katar Silahlı Kuvvetleri personelinin de hayatını kaybettiği duyuruldu.

    Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde görev yapan ve Katar Silahlı Kuvvetlerine ait olan helikopterin, 21 Mart akşam saatlerinde ilk belirlemelere göre teknik bir arıza nedeniyle kaza-kırıma uğrayarak denize düştüğü bildirildi. Olayın ardından derhal başlatılan arama kurtarma çalışmaları sonucunda hem helikopter enkazına hem de hayatını kaybeden personelin naaşlarına ulaşıldı.

    Milli Savunma Bakanlığı’nın yayımladığı basın açıklamasında, Türkiye ile Katar arasındaki askeri iş birliği faaliyetlerinin mevcut anlaşmalar çerçevesinde kesintisiz sürdüğü vurgulanırken, kazanın kesin nedeninin Katar makamlarınca yapılacak detaylı inceleme sonucunda netleşeceği ifade edildi.

    Açıklamada, kazada Türk Silahlı Kuvvetleri personeli Hv. Svn. Bnb. Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu bilgisi paylaşıldı. Aynı olayda 4 Katar askeri personelinin de yaşamını yitirdiği belirtildi.

    Yaşanan bu acı olayın ardından hem Türkiye’de hem de Katar’da derin bir üzüntü hâkim. Milli Savunma Bakanlığı açıklamasında, hayatını kaybeden tüm personel için rahmet dilekleri iletilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri, Katar Silahlı Kuvvetleri ve ASELSAN camiasına başsağlığı mesajı verildi.

    Bu elim kazanın ardından bir kez daha görev başında hayatını kaybedenlerin taşıdığı sorumluluğun ağırlığı ve fedakârlığın büyüklüğü hatırlanırken, şehitlerimizin aziz hatırası milletin ortak hafızasında yerini alıyor.

    Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyor; aziz milletimizin başı sağ olsun.

    Murat ERCAN

    Devamını Oku

    Cemevinde Korkutan Patlama !

    Cemevinde Korkutan Patlama !
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Gaziantep’te Cemevinde Patlama: Büyük Hasar, Can Kaybı Yok

    Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde bulunan Abdallar Cemevi’nde gece saatlerinde meydana gelen patlama çevrede paniğe yol açtı. Ünaldı Mahallesi’nde gerçekleşen olayda, şans eseri can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, binada ciddi hasar oluştu.

    Gece geç saatlerde meydana gelen patlamanın, cemevinin mutfak ve oturma alanlarının bulunduğu bölümde gerçekleştiği öğrenildi. Patlamanın şiddetiyle camlar kırıldı, içerideki eşyalar savruldu ve duvarlarda hasar meydana geldi. Olay anında cemevinde kimsenin bulunmaması, olası bir faciayı önledi.

    Patlamanın ardından bölgeye sevk edilen ekipler, alanda güvenlik önlemleri alarak inceleme başlattı. Emniyet ve itfaiye ekipleri, olayın nedenini belirlemek üzere detaylı bir çalışma yürütürken; doğalgaz sızıntısı, tüp patlaması ve diğer olasılıklar değerlendiriliyor.

    Olay sonrası cemevine gelerek incelemelerde bulunan Abdallar Birliği Genel Başkanı Mahmut Karalar, yaptığı açıklamada sürecin sağduyu ile ele alınması gerektiğini vurguladı. Karalar, en büyük tesellinin herhangi bir can kaybının yaşanmaması olduğunu belirterek, olayın tüm yönleriyle şeffaf biçimde araştırılmasının önemine dikkat çekti. Açıklamasında herhangi bir kişi ya da kurumu hedef göstermediklerini ifade eden Karalar, sürecin takipçisi olacaklarını ve kamuoyunun gelişmeler hakkında bilgilendirileceğini dile getirdi.

    Yetkililer, patlamanın kesin nedeninin yapılacak teknik incelemelerin ardından netlik kazanacağını bildirirken, olayla ilgili soruşturma sürüyor.

    Devamını Oku

    Alevi Toplumunun Talepleri ve “Rızalık” İlkesi: Mustafa Fırat’tan Önemli Değerlendirmeler

    Alevi Toplumunun Talepleri ve “Rızalık” İlkesi: Mustafa Fırat’tan Önemli Değerlendirmeler
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Alevi Toplumunun Talepleri ve “Rızalık” İlkesi: Mustafa Fırat’tan Önemli Değerlendirmeler

    Araştırmacı-yazar Mustafa Fırat, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, Alevi toplumunun güncel taleplerini iki ana grupta sınıflandırarak analiz etti. Küresel emperyalizmin bölgedeki etkilerine dikkat çeken Fırat, milli birlik ve kardeşlik hukukunun korunması için bu taleplerin doğru anlaşılması gerektiğini vurguladı.

    Talepler İki Ana Grupta Toplanıyor

    Fırat, inanç ve kanaat önderleriyle yaptığı görüşmeler neticesinde Alevi toplumunun beklentilerini şu şekilde özetledi:

    1. Grup: “Makul ve Evrensel Haklar”

    Bu gruptaki taleplerin evrensel hak ve özgürlükler bağlamında son derece makul olduğu belirtildi:
    * Aleviliğin resmen tanınması ve inancın yaşatılması için gerekli tedbirlerin alınması.
    * Gelecek nesillere aktarım için eğitsel, sosyal ve siyasal adımların atılması.
    * Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması ve ibadethane olarak kabul edilmesi.
    * Ders kitapları ve sosyal medyadaki aşağılayıcı ifadelere karşı yasal önlem alınması.
    * Kamu personeli alımlarında liyakat ve ehliyetin esas alınması; mülakat sistemindeki adaletsizlik algısının ortadan kaldırılması.
    * Laikliğin tavizsiz bir şekilde korunması.

    2. Grup: “Tartışmalı Alanlar”

    İkinci grupta ise daha radikal görülen iki madde yer aldı:
    * Zorunlu din derslerinin kaldırılması.
    * Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması.

    “Rızalık” ve Toplumsal Uzlaşı Vurgusu

    Mustafa Fırat, ikinci gruptaki taleplerin (Diyanet ve din dersleri) ne Alevi toplumunun genelinde ne de Türk toplumunun bütününde tam bir “rızalık” üretmediğini savundu. Aleviliğin özünde yer alan “rızalık” ve “helallik” ilkelerini hatırlatan Fırat, şu değerlendirmelerde bulundu:
    > “Bir hak talebi başkalarının haklarında bir kayba yol açıyorsa, onlardan rızalık almak Aleviliğin en temel ilkesidir. Diyanet’in kaldırılması, bu kurumdan hizmet alan geniş kitlelerin hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle bu talepler henüz toplumsal mutabakat zeminine ulaşmamıştır.”
    >

    “Alevilik Dine Karşı Değildir”

    Diyanet ve din derslerinin tamamen kaldırılması talebinin kamuoyunda yanlış bir algı yarattığını belirten Fırat, Alevi toplumunun dine veya din eğitimine karşı olmadığını, aksine Aleviliğin köklü bir dinsel gelenek olduğunu ifade etti. Yazısını Kur’an-ı Kerim’den ayetler (Nisa 148, Hucurât 11-12, Yunus 23) ve Hz. Muhammed’in adalet üzerine bir hadisiyle sonlandıran Fırat, hak ararken başkasının hakkını gasp etmenin “cehennemden bir kor” almakla eşdeğer olduğunu hatırlattı.

    İşte o yazı:

    Aleviler Ne İstiyor?

    Değerli Canlar;
    Küresel emperyalizmin Ortadoğu’yu kana buladığı şu günlerde Alevi toplumunun talepleri milli birlik ve bütünlüğümüzün korunması, kardeşlik hukukumuzun geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir.
    Anılan bağlamda muhtelif zamanlarda Alevi inanç ve kanaat önderleri ile yaptığım görüşmelerde, Alevi toplumunun taleplerinin iki ana grupta toplandığını tespit etmiş bulunmaktayım.
    Birinci gruptaki talepler özetle şunlardır:
    * Aleviliğin tanınması; Alevi inancının yaşatılması ve günlük hayata uygulanabilmesi için gereken tedbirlerin alınması.
    * Aleviliğin gelecek nesillere doğru aktarılması için gerekli eğitimsel, sosyal ve siyasal adımların atılması.
    * Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması ve ibadethane olarak kabul edilmesi.
    * Ders kitaplarında ve sosyal mecralarda Aleviler ile Aleviliğe yönelik yer alan aşağılayıcı, hakir görücü ve tahrik edici ifadelere karşı gerekli yasal önlemlerin alınması.
    * Kamu personeli alımlarında liyakat ve ehliyeti esas alan düzenlemelerin yapılması; “siyasi iktidar yandaşlığı üzerinden etnik ve dini ayrımcılık yapıldığı” algısını kuvvetlendiren mülakat sisteminin kaldırılarak adaletin tesis edilmesi.
    * Devlet memuriyetinde yükselmelerde kariyer ve liyakatin temel ölçüt kabul edilmesi.
    * Laikliğin korunması.
    İkinci gruptaki talepler ise şöyledir:
    * Zorunlu din derslerinin kaldırılması.
    * Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması.
    Yukarıda sıralanan maddeler değerlendirildiğinde; birinci gruptaki taleplerin evrensel hak ve özgürlükler bağlamında son derece makul olduğu söylenebilir.
    Özellikle ABD-İsrail güçlerinin İran’a yönelik operasyonlarının ağır sonuçlarını yaşadığımız şu günlerde; sosyal mecralarda Aleviler ve Aleviliğe yönelik yer alan aşağılayıcı, hakir görücü ve tahrik edici ifadelere karşı gerekli önlemlerin alınması, milli birlik ve bütünlüğümüz ile kardeşlik hukukumuzun korunması açısından önem arz etmektedir.
    Anılan bağlamda ikinci gruptaki taleplerin, üzerinde tam bir ittifak sağlanmış konular olmadığı söylenebilir. Bu taleplerin, bir kısım siyasallaşmış Alevi kurumlarının, Alevilerin haklarını ararken ülkedeki diğer toplumsal kesimlerin hakları arasındaki dengeyi tam olarak gözetmemesinden kaynaklanmaktadır.
    Alevi toplumu, taleplerini dile getirirken inancının özü olan “rızalık” anlayışını işletmelidir. Talep edilen bir hak, başkalarının haklarında bir kayba veya gerilemeye yol açıyorsa; onlardan rızalık almak ve olası hak mahrumiyetleri karşısında “helallik” istemek, Aleviliğin toplumsal yaşamdaki en temel ilkeleridir.
    Bu yönüyle bakıldığında, Diyanet İşleri Başkanlığının ve zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki talepler, ne Alevi toplumunun genelinde ne de Türk toplumunun bütününde tam bir rızalık üretmemektedir.
    Zira Diyanet İşleri Başkanlığı, dini hayatla ilgili hayati görevleri yerine getiren önemli bir devlet kurumudur ve ülkemizdeki Müslümanların büyük bir kesimine hizmet sunmaktadır. Kurumun tamamen kaldırılması, geniş kitlelerin dini hizmetler noktasında hak kaybı yaşamasına yol açabilir. Aynı şekilde zorunlu din derslerinin kaldırılması talebi de siyasal sistem ve toplumsal zemin açısından yeterli mutabakatı (rızalığı) henüz sağlamış değildir.
    Esasen bu yöndeki talepler Alevi toplumunun dine karşı olduğu yönünde yanlış ve haksız bir algıya yol açmaktadır. Oysa Alevi toplumu dine karşı olmadığı gibi din eğitimine de karşı değildir. Aksine Alevilik; iman, ahlak ve irfanını bizzat dini öğretilerden alan köklü bir dinsel gelenektir.
    Dini öğretilerimizin temel kaynağı ise Kur’an-ı Kerim’dir. Yüce Allah, Nisa Suresi 148. ayette haksızlığa uğrayanların bunu dile getirmesini meşru kılarken; Hucurât Suresi 11. ayette toplulukların birbirleriyle alay etmemesini, 12. ayette ise zannın çoğundan sakınılmasını emreder. Yunus Suresi 23. ayette ise taşkınlığın (haksızlığın) ancak yapanın kendisine zarar vereceğini buyurmaktadır.
    Nitekim Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
    “Ben sadece bir beşerim. Sizler bana muhakeme olmak üzere geliyorsunuz. Belki biriniz, delilini sunmakta diğerinden daha mahir olabilir ve meramını daha iyi anlatabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehine hüküm verebilirim. Eğer birinin lehine hüküm verirken kardeşinin hakkını ona geçirmişsem, aslında ona cehennemden bir kor vermiş olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27; Müslim, Akdiye, 4)

    Bu hadis-i şerifte de vurgulandığı üzere; haklarımızı ararken söz söyleme becerimizle birtakım kazanımlar elde edebiliriz. Ancak bu kazanımlar başkalarının hakkının gasp edilmesi üzerine inşa ediliyorsa, bu durum ne adil ne hakkaniyetli ne de rızalık temellidir.

    Devamını Oku

    “Alevilikte Kimlik ve Yön Tartışması: Gelenek mi, Yeniden Tanım mı?”

    “Alevilikte Kimlik ve Yön Tartışması: Gelenek mi, Yeniden Tanım mı?”
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Gerçek Aleviler Siyonizmin Avrupa’da yarattığı ve Türkiye’ye ithal ettiği, sözde Aleviler, kendilerini Kürtlerin hamisi gibi gören bu zavallı sozde Aleviler efendilerinin emirleri ile Suriye’de oluşturdukları tepkileri İran’da göstermiyorlar çünkü onların amacı alevileri özünden ayırarak Alevileri islam dışı göstererek Alevilik adında bir din olusturmak istemektedirler.

    Aleviliği bir mezhep olarak kabul etmeyen bu sözde yapilar, kendinerine rakip olarakta Anadolu’da var olan ve Aleviliğin temelini oluşturan İslamiyet’in özünü oluşturan Anadolu alevilerini görmektedirler. Aleviler türktür ve İslam’ın özüdür, önderi Hz Ali’dir ve onun devamı olan ehlibeyttir.

    Bugün İran Amerika ve siyoniztlere Hz Ali sevgisi ve ehliyet sevgisi ile direnmekte belkide Kerbela ruhu ile mücadele etmektedir. Aslında siyonitlerin Avrupa’da yarattıkları bu İslam dışı Alevilik ile İslamiyet’in özünü yok etmek bunuda Avrupa’da Alevilik ile ilgili hiç bir bilgisi olmayan sadece kimliği alevi olan devlet düşmanları ile yapmaya çalışmaktadır. Kimliğini Kürt inancinida alisiz Alevilik olarak tanımlayan bu sözde kurumlarla Aleviliği yeniden dizayn etmeye başladılar .

    Biz bu yapıların her zaman karsinda olacağız ve Aleviligin İslam’ın özü kimliğinde Türk olduğunu her yerde belirtecegiz.

    İsmet abbasoğlu

    Avrupa alevi düşünce derneği genel başkanı

    Fransa Bordeaux Cemevi baskani

    Devamını Oku

    Murat ERCAN ile Sözün Özü’ nde konuk: İsmet Abbasoğlu: “Avrupada Alevilik, kökleri derin bir inanç ve kültür sistemi.

    Murat ERCAN ile Sözün Özü’ nde konuk: İsmet Abbasoğlu: “Avrupada Alevilik, kökleri derin bir inanç ve kültür sistemi.
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    “Alevilik; Avrupa’da kimliğe, Anadolu’da yaşama dönüşüyor”

    Gazeteci Murat Ercan’ın sunduğu “Sözün Özü” programına konuk olan Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, Aleviliğin Avrupa ve Anadolu’daki farklı yaşanma biçimlerini karşılaştırarak değerlendirdi. Programda öne çıkan temel yaklaşım, Aleviliğin özünden çok, bulunduğu coğrafyaya göre şekillenen pratiği üzerine kuruldu.

    Abbasoğlu’nun anlatımında Avrupa’daki Alevilik, içinde bulunulan sosyal ve hukuki düzenin etkisiyle daha görünür, daha tanımlı ve daha organize bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Dernekler, federasyonlar ve cemevleri üzerinden yürüyen bu yapı, sadece bir inanç alanı değil, aynı zamanda bir kimlik ve temsil alanı haline gelmiş durumda. Avrupa’da yaşayan Aleviler için inanç, aynı zamanda kendini ifade etme ve varlığını kabul ettirme meselesiyle iç içe geçmiş görünüyor. Bu durum, Aleviliğin daha sistemli anlatılmasını ve belirli çerçeveler içine alınmasını da beraberinde getiriyor.

    Anadolu’da ise tablo belirgin biçimde farklı. Abbasoğlu’nun çizdiği çerçevede Alevilik burada kurumsal bir yapıdan çok, hayatın doğal akışı içinde varlığını sürdüren bir gelenek olarak öne çıkıyor. Yazılı kurallardan ya da merkezi yapılardan ziyade, ilişkiler, hafıza ve sözlü aktarım belirleyici. İnanç, ayrıca tanımlanmasına gerek kalmadan yaşanan bir şey olarak varlığını sürdürüyor. Bu yönüyle Anadolu’daki Alevilik, daha az görünür ama daha derin ve içselleştirilmiş bir yapı izlenimi veriyor.

    Programda ocak sistemi ve dedelik kurumu da bu farklılık üzerinden ele alındı. Abbasoğlu, Anadolu’da bu yapının hâlâ canlı ve işlevsel olduğunu, sadece sembolik bir unsur olmadığını ifade ediyor. Avrupa’da ise aynı yapının birebir sürdürülmesinin mümkün olmadığı, zamanla daha farklı ve modern örgütlenme biçimlerine evrildiği anlaşılıyor. Bu değişim, yalnızca dini değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir dönüşümün parçası olarak ortaya çıkıyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği’nden “Gerçek Alevilik” Açıklaması

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı ve Fransa Bordeaux Cemevi Başkanı İsmet Abbasoğlu, yayımladığı metinle Alevilik üzerine oynanan siyasi oyunlara ve dış müdahalelere karşı sert bir uyarıda bulundu.
    İsmet Abbasoğlu tarafından kaleme alınan “Gerçek Aleviler” başlıklı açıklamada, Aleviliğin tarihsel ve inançsal köklerinden koparılmaya çalışıldığına dikkat çekildi. Abbasoğlu, özellikle Avrupa merkezli bazı oluşumların Aleviliği İslam dışı bir din gibi gösterme çabalarını “sözde Alevilik” olarak nitelendirdi.

    “Alevilik İslam’ın Özüdür”

    Açıklamada, Anadolu Aleviliğinin temel taşının Hz. Ali sevgisi ve Ehlibeyt bağlılığı olduğu vurgulanırken şu ifadelere yer verildi:
    > “Aleviler Türktür ve İslam’ın özüdür; önderi Hz. Ali’dir ve onun devamı olan Ehlibeyt’tir. Bugün İran, Amerika ve siyonistlere karşı Hz. Ali ve Ehlibeyt sevgisiyle direnmekte, Kerbela ruhu ile mücadele etmektedir.”

    Dış Müdahalelere Karşı Uyarı

    Abbasoğlu, Avrupa’da üretilen ve Türkiye’ye ithal edilmeye çalışılan “Alisiz Alevilik” projelerinin, Aleviliği özünden kopararak siyasi emellere alet etmeyi amaçladığını savundu. Bu yapıların devlet düşmanları ile iş birliği içinde olduğunu belirten Abbasoğlu, Aleviliğin öz kimliğinin “Türk” olduğunu ve bu gerçeği her platformda savunmaya devam edeceklerini ifade etti.

    “Her Zaman Karşılarında Olacağız”

    Metnin sonunda, kimliğini Kürt inancına veya İslam dışı unsurlara dayandırmaya çalışan sö

    Abbasoğlu’nun anlatımında iki ayrı Alevilikten söz edilmiyor; aksine aynı inancın farklı hayatlar içinde aldığı iki farklı formdan söz ediliyor. Avrupa’da daha çok kendini anlatmak zorunda kalan, görünürlük üzerinden şekillenen bir yapı; Anadolu’da ise anlatılmadan yaşanan, gündelik hayatın içine yerleşmiş bir gelenek. Bu ayrım, bir kopuştan çok, şartların oluşturduğu bir farklılaşma olarak ifade ediliyor.

    Siyaset ve Temsil Tartışması

    Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri, Abbasoğlu’nun Aleviliğin siyasetle kurduğu ilişkiye dair yaptığı değerlendirmeler oldu. Aleviliğin herhangi bir siyasal yapının arka bahçesi haline getirilmemesi gerektiğini açık bir şekilde dile getiren Abbasoğlu, özellikle Avrupa’da gelişen kurumsal yapının bu açıdan dikkatle ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

    Dernekler ve federasyonlar üzerinden yürüyen temsil biçiminin, zamanla farklı amaçlara kayabildiğini ifade eden Abbasoğlu, bazı yöneticilerin Alevi toplumunu temsil etmekten çok, bu alanı kişisel kariyer hedefleri için kullanabildiğini ima ediyor. Milletvekilliği ya da benzeri pozisyonlara ulaşma isteğinin, inanç alanı üzerinden yürütülmesinin ciddi bir sorun oluşturduğunu vurgulayan bu yaklaşım, aslında doğrudan bir eleştiriden çok, bir uyarı niteliği taşıyor.

    Burada dikkat çeken nokta, Abbasoğlu’nun kurumsallaşmaya karşı çıkmaması; aksine bu sürecin nasıl yürütüldüğüne odaklanması. İnancın temsil edildiği alanların, bireysel hedeflerin aracı haline gelmesi durumunda, toplumsal güvenin zedeleneceği ve Aleviliğin kendi iç dengesinin zarar görebileceği yönünde bir hassasiyet dile getiriliyor.

    Program genelinde ortaya çıkan tablo, Aleviliğin sadece inançsal değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve hatta siyasal bağlamlar içinde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Aynı kökten gelen bir geleneğin, farklı hayatların içinde farklı biçimlere bürünmesi kaçınılmaz görünüyor; ancak bu değişim içinde yönü belirleyen şeyin, niyet ve bilinç olduğu vurgusu programın en güçlü mesajlarından biri olarak öne çıkıyor.

    Devamını Oku