
22 Mart 2026 Pazar

Alevi Toplumunun Talepleri ve “Rızalık” İlkesi: Mustafa Fırat’tan Önemli Değerlendirmeler
Araştırmacı-yazar Mustafa Fırat, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, Alevi toplumunun güncel taleplerini iki ana grupta sınıflandırarak analiz etti. Küresel emperyalizmin bölgedeki etkilerine dikkat çeken Fırat, milli birlik ve kardeşlik hukukunun korunması için bu taleplerin doğru anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Talepler İki Ana Grupta Toplanıyor
Fırat, inanç ve kanaat önderleriyle yaptığı görüşmeler neticesinde Alevi toplumunun beklentilerini şu şekilde özetledi:
1. Grup: “Makul ve Evrensel Haklar”
Bu gruptaki taleplerin evrensel hak ve özgürlükler bağlamında son derece makul olduğu belirtildi:
* Aleviliğin resmen tanınması ve inancın yaşatılması için gerekli tedbirlerin alınması.
* Gelecek nesillere aktarım için eğitsel, sosyal ve siyasal adımların atılması.
* Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması ve ibadethane olarak kabul edilmesi.
* Ders kitapları ve sosyal medyadaki aşağılayıcı ifadelere karşı yasal önlem alınması.
* Kamu personeli alımlarında liyakat ve ehliyetin esas alınması; mülakat sistemindeki adaletsizlik algısının ortadan kaldırılması.
* Laikliğin tavizsiz bir şekilde korunması.
2. Grup: “Tartışmalı Alanlar”
İkinci grupta ise daha radikal görülen iki madde yer aldı:
* Zorunlu din derslerinin kaldırılması.
* Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması.
“Rızalık” ve Toplumsal Uzlaşı Vurgusu
Mustafa Fırat, ikinci gruptaki taleplerin (Diyanet ve din dersleri) ne Alevi toplumunun genelinde ne de Türk toplumunun bütününde tam bir “rızalık” üretmediğini savundu. Aleviliğin özünde yer alan “rızalık” ve “helallik” ilkelerini hatırlatan Fırat, şu değerlendirmelerde bulundu:
> “Bir hak talebi başkalarının haklarında bir kayba yol açıyorsa, onlardan rızalık almak Aleviliğin en temel ilkesidir. Diyanet’in kaldırılması, bu kurumdan hizmet alan geniş kitlelerin hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle bu talepler henüz toplumsal mutabakat zeminine ulaşmamıştır.”
>
“Alevilik Dine Karşı Değildir”
Diyanet ve din derslerinin tamamen kaldırılması talebinin kamuoyunda yanlış bir algı yarattığını belirten Fırat, Alevi toplumunun dine veya din eğitimine karşı olmadığını, aksine Aleviliğin köklü bir dinsel gelenek olduğunu ifade etti. Yazısını Kur’an-ı Kerim’den ayetler (Nisa 148, Hucurât 11-12, Yunus 23) ve Hz. Muhammed’in adalet üzerine bir hadisiyle sonlandıran Fırat, hak ararken başkasının hakkını gasp etmenin “cehennemden bir kor” almakla eşdeğer olduğunu hatırlattı.
İşte o yazı:
Aleviler Ne İstiyor?
Değerli Canlar;
Küresel emperyalizmin Ortadoğu’yu kana buladığı şu günlerde Alevi toplumunun talepleri milli birlik ve bütünlüğümüzün korunması, kardeşlik hukukumuzun geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir.
Anılan bağlamda muhtelif zamanlarda Alevi inanç ve kanaat önderleri ile yaptığım görüşmelerde, Alevi toplumunun taleplerinin iki ana grupta toplandığını tespit etmiş bulunmaktayım.
Birinci gruptaki talepler özetle şunlardır:
* Aleviliğin tanınması; Alevi inancının yaşatılması ve günlük hayata uygulanabilmesi için gereken tedbirlerin alınması.
* Aleviliğin gelecek nesillere doğru aktarılması için gerekli eğitimsel, sosyal ve siyasal adımların atılması.
* Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması ve ibadethane olarak kabul edilmesi.
* Ders kitaplarında ve sosyal mecralarda Aleviler ile Aleviliğe yönelik yer alan aşağılayıcı, hakir görücü ve tahrik edici ifadelere karşı gerekli yasal önlemlerin alınması.
* Kamu personeli alımlarında liyakat ve ehliyeti esas alan düzenlemelerin yapılması; “siyasi iktidar yandaşlığı üzerinden etnik ve dini ayrımcılık yapıldığı” algısını kuvvetlendiren mülakat sisteminin kaldırılarak adaletin tesis edilmesi.
* Devlet memuriyetinde yükselmelerde kariyer ve liyakatin temel ölçüt kabul edilmesi.
* Laikliğin korunması.
İkinci gruptaki talepler ise şöyledir:
* Zorunlu din derslerinin kaldırılması.
* Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması.
Yukarıda sıralanan maddeler değerlendirildiğinde; birinci gruptaki taleplerin evrensel hak ve özgürlükler bağlamında son derece makul olduğu söylenebilir.
Özellikle ABD-İsrail güçlerinin İran’a yönelik operasyonlarının ağır sonuçlarını yaşadığımız şu günlerde; sosyal mecralarda Aleviler ve Aleviliğe yönelik yer alan aşağılayıcı, hakir görücü ve tahrik edici ifadelere karşı gerekli önlemlerin alınması, milli birlik ve bütünlüğümüz ile kardeşlik hukukumuzun korunması açısından önem arz etmektedir.
Anılan bağlamda ikinci gruptaki taleplerin, üzerinde tam bir ittifak sağlanmış konular olmadığı söylenebilir. Bu taleplerin, bir kısım siyasallaşmış Alevi kurumlarının, Alevilerin haklarını ararken ülkedeki diğer toplumsal kesimlerin hakları arasındaki dengeyi tam olarak gözetmemesinden kaynaklanmaktadır.
Alevi toplumu, taleplerini dile getirirken inancının özü olan “rızalık” anlayışını işletmelidir. Talep edilen bir hak, başkalarının haklarında bir kayba veya gerilemeye yol açıyorsa; onlardan rızalık almak ve olası hak mahrumiyetleri karşısında “helallik” istemek, Aleviliğin toplumsal yaşamdaki en temel ilkeleridir.
Bu yönüyle bakıldığında, Diyanet İşleri Başkanlığının ve zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki talepler, ne Alevi toplumunun genelinde ne de Türk toplumunun bütününde tam bir rızalık üretmemektedir.
Zira Diyanet İşleri Başkanlığı, dini hayatla ilgili hayati görevleri yerine getiren önemli bir devlet kurumudur ve ülkemizdeki Müslümanların büyük bir kesimine hizmet sunmaktadır. Kurumun tamamen kaldırılması, geniş kitlelerin dini hizmetler noktasında hak kaybı yaşamasına yol açabilir. Aynı şekilde zorunlu din derslerinin kaldırılması talebi de siyasal sistem ve toplumsal zemin açısından yeterli mutabakatı (rızalığı) henüz sağlamış değildir.
Esasen bu yöndeki talepler Alevi toplumunun dine karşı olduğu yönünde yanlış ve haksız bir algıya yol açmaktadır. Oysa Alevi toplumu dine karşı olmadığı gibi din eğitimine de karşı değildir. Aksine Alevilik; iman, ahlak ve irfanını bizzat dini öğretilerden alan köklü bir dinsel gelenektir.
Dini öğretilerimizin temel kaynağı ise Kur’an-ı Kerim’dir. Yüce Allah, Nisa Suresi 148. ayette haksızlığa uğrayanların bunu dile getirmesini meşru kılarken; Hucurât Suresi 11. ayette toplulukların birbirleriyle alay etmemesini, 12. ayette ise zannın çoğundan sakınılmasını emreder. Yunus Suresi 23. ayette ise taşkınlığın (haksızlığın) ancak yapanın kendisine zarar vereceğini buyurmaktadır.
Nitekim Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Ben sadece bir beşerim. Sizler bana muhakeme olmak üzere geliyorsunuz. Belki biriniz, delilini sunmakta diğerinden daha mahir olabilir ve meramını daha iyi anlatabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehine hüküm verebilirim. Eğer birinin lehine hüküm verirken kardeşinin hakkını ona geçirmişsem, aslında ona cehennemden bir kor vermiş olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27; Müslim, Akdiye, 4)
Bu hadis-i şerifte de vurgulandığı üzere; haklarımızı ararken söz söyleme becerimizle birtakım kazanımlar elde edebiliriz. Ancak bu kazanımlar başkalarının hakkının gasp edilmesi üzerine inşa ediliyorsa, bu durum ne adil ne hakkaniyetli ne de rızalık temellidir.

Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’ndan “Birlik” Çağrısı: “Ülkemize Saldırıyı Mazur Görmeyiz”
Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, bölgede tırmanan gerilime dikkat çekerek, Türkiye’nin güvenliği ve toplumsal barış için birlik mesajı verdi. Özdemir, “Gerekmedikçe savaşı cinayet sayarız ancak vatanımıza yönelik en ufak bir tehdidi de karşılıksız bırakmayız” dedi.
“Gönüllere Dokunmaya Devam Ediyoruz”
Vakfın 25 yıldır sürdürdüğü “gönüllere dokunma” vizyonu kapsamında bu yıl da Ramazan yardımlarının ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını belirten Özdemir Özdemir, yardımlarda emeği geçenlere teşekkür etti. Yazılı bir açıklama yapan Özdemir, vakıf olarak toplumsal dayanışmayı her türlü siyasi ve ideolojik kaygının üzerinde tuttuklarını vurguladı.
Orta Doğu’daki Ateş Çemberi ve İran Vurgusu
Bölgedeki sıcak gelişmelere değinen Özdemir, Türkiye’nin stratejik önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Coğrafyamızın ne denli hassas olduğunu her fırsatta dile getirdik. Bugün o ‘barut fıçısı’ patlamış durumdadır. Komşumuz İran’da yaşayan 40 milyon Türk soydaşımız ve din kardeşlerimiz nedeniyle, bölgedeki huzursuzluk bizim için hayati önem taşımaktadır.”
“Devletimizin İtidalli Duruşunun Yanındayız”
Dış politikada sergilenen soğukkanlı tutumun desteklenmesi gerektiğini belirten Özdemir, halkı provokasyonlara karşı uyardı. Ayrıştırıcı dil kullanan kesimlere ve dış odaklı dezenformasyonlara karşı “iri, diri ve bir olma” çağrısı yapan Vakıf Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibinin bölgedeki ateşi söndürmeye yönelik diplomatik çabalarının arkasında olduklarını ifade etti.
“Savaş Cinayettir, Vatan Savunması Farzdır”
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Mutlaka bir zaruret olmadıkça savaş bir cinayettir“ sözünü hatırlatan Özdemir, İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden masum çocuklara dikkat çekti. Sözlerini sert ve net bir mesajla noktaladı:
• Savaş Karşıtlığı: “Haksız yere çıkarılan her savaşı bir cinayet olarak görüyoruz.”
• Milli Savunma: “Ancak tüm dünya bilmelidir ki; ülkemize yapılacak en ufak bir saldırıyı mazur karşılamamız mümkün değildir.”
Açıklama, tüm Türk-İslam aleminin Kadir Gecesi’nin tebrik edilmesiyle sona erdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Mezhepçilik” Uyarısı: “Bu Bir Savaş Cephesidir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde sosyal medya üzerinden tırmandırılmaya çalışılan mezhep temelli tartışmalara ilişkin sert bir uyarıda bulundu. Erdoğan, bu tür söylemleri “tehlikeli bir cephe” olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada, dijital platformlarda artış gösteren mezhepçi söylemlere ve kökeni asırlar öncesine dayanan dini-siyasi tartışmaların yeniden gündeme getirilmesine dikkat çekti.
“Asırlık Tartışmalar Yeniden Isıtılıyor”
Paylaşımında, toplumsal fay hatlarını tetiklemeye yönelik girişimlere vurgu yapan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine, asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum.”
Bölgesel İstikrar Vurgusu
Haber kaynaklarından edinilen bilgilere göre; bu açıklama, özellikle Orta Doğu’daki gerilimin tırmandığı ve dezenformasyonun hızla yayıldığı bir dönemde “iç cepheyi” sağlam tutma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Erdoğan’ın mesajı sadece Türkiye sınırları içindeki vatandaşlara değil, tüm bölge halklarına yönelik bir “sağduyu daveti” niteliği taşıyor.
Sosyal Medyadaki Dezenformasyona Dikkat
Uzmanlar, Cumhurbaşkanı’nın bu çıkışını, son dönemde dijital mecralarda kimliği belirsiz hesaplarca yayılan ve toplumu kutuplaştırmayı hedefleyen provokatif içeriklere karşı bir önlem olarak görüyor. İletişim Başkanlığı’nın da bu doğrultuda dezenformasyonla mücadele çalışmalarını sıkılaştırması bekleniyor.

Ankara – Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 9 Kasım 2022 tarihinde 112 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın idari yapısında iki yeni düzenleme yapıldı. Bu değişiklikler, kurumun personel ve üst düzey atama süreçlerini doğrudan etkiliyor.
İlk düzenleme, kurumun kuruluşuyla birlikte Cumhuriyet tarihinde ilk kez oluşturulan “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Uzmanı” pozisyonundaki sözleşmeli personelin kadroya geçişini kapsıyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi kapsamında göreve başlayan bu uzmanlar, 3 yıllık hizmet sürelerini tamamlamaları halinde kadroya geçebilecek. Karar, 13 Şubat 2026 tarihli ve 33167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ancak, kadro cetvelinde “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Uzmanı” unvanına özel bir pozisyon bulunmadığı için, geçiş yapan personel Genel İdari Hizmetler (GİH) Sınıfı’nda “Uzman” olarak değerlendirilecek. Bu durum, uzmanların orijinal unvanlarını kadro sonrası kullanamamalarına yol açacak.
İkinci düzenleme ise üst kademe kamu yöneticilerinin atama usullerini yeniden tanımlıyor. 19 Şubat 2026 tarihli ve 33173 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” (Kararname No: 194) ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkan Yardımcılarının atamaları sıkılaştırıldı. Daha önce kamu dışı kişilerden de atanabilen bu pozisyonlar, artık yalnızca “kamu hizmeti yürüten kişiler arasından” seçilecek. Kararnamede, “Kamu iktisadi teşebbüsleri ile ekli cetvellerde kadro, pozisyon ve görevlerine yer verilenler hariç kamu işletmeleri bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında yer almaz” ifadesi dikkat çekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Mezhepçilik” Uyarısı: “Bu Tehlikeli Bir Savaş Cephesidir!”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sosyal medyada tırmandırılan mezhep odaklı tartışmalara ilişkin sert uyarılarda bulundu. Erdoğan, bu tür girişimleri bir “savaş cephesi” olarak nitelendirerek vatandaşları ve bölge halkını dikkatli olmaya çağırdı.
Sosyal Medyadaki Fitne Ateşine Dikkat Çekti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada, son dönemde dijital platformlarda mezhepçiliğin bilinçli bir şekilde körüklendiğini belirtti. Asırlık tartışmaların yeniden ısıtılarak toplumun önüne getirilmek istendiğine şahit olduklarını ifade eden Erdoğan, bu durumun tesadüf olmadığını vurguladı.
“Savaşın Bir Cephesi”
Açıklamasında mezhepçi söylemleri doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak tanımlayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
> “Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum.”
Bölgesel Kardeşlik Vurgusu
Erdoğan, sadece Türkiye içindeki dinamiklere değil, tüm bölge coğrafyasına seslenerek, dış müdahalelere ve iç ayrışmalara karşı “birlik” mesajı verdi. Uzmanlar, bu açıklamanın bölgede artan jeopolitik gerilimlerin mezhepsel fay hatlarını tetiklememesi adına stratejik bir uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor.

Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı, Mardin’in Nusaybin ilçesinde Türk bayrağına yönelik gerçekleştirilen çirkin saldırıyı yayınladığı yazılı açıklamayla sert bir dille kınadı.
Vakıf tarafından yapılan açıklamada, Türk bayrağının millet için sadece bir sembol değil; vatanın ve devletin ta kendisi olduğu vurgulandı. “Al bayrağa dokunan, tüm milleti karşısında bulur” mesajı verilirken, devletin ve Cumhurbaşkanı’nın bu konuda alacağı her türlü karara tam destek verileceği belirtildi.
”Sabrımız Devlet Aklına Olan Güvenimizdendir”
Açıklamada, saldırıyı gerçekleştirenlere yönelik şu ifadelere yer verildi:
Vatan ve Bayrak Vurgusu: Bayrağın Türk tarihi boyunca dökülen kanların yansıması olduğu ve asla ayaklar altına alınamayacağı ifade edildi.
Hukuki Süreç: Hain girişimlerin karşılıksız kalmayacağı, faillerin adalet önünde hesap vereceği hatırlatıldı.
Vakur Duruş: Sergilenen sükunetin acizlikten değil, devlet aklına ve adalete duyulan sarsılmaz inançtan kaynaklandığı vurgulandı.
Vakıf, “Türk’ün bayrağına art niyetle dokunanlar, adalet karşısında hesap verecektir” diyerek kararlılığını yineledi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.