İstanbul PARÇALI AZ BULUTLU
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Kızılbaş

Kızılbaş

21 Temmuz 2026 Salı

    DİĞER YAZARLARIMIZ

      Alevi Bektaşi Güç Birliği Platformu, Vatan Partisi’ni ziyaret etti

      Alevi Bektaşi Güç Birliği Platformu, Vatan Partisi’ni ziyaret etti
      0

      BEĞENDİM

      ABONE OL

      Alevi Bektaşi Güç Birliği Platformu Başkanı Ali Rıza Özdemir, beraberindeki heyetle Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e ziyarette bulundu. Heyet, hazırladıkları kapsamlı “Alevi Raporu”nu Perinçek’e sundu. Görüşmeye Horasan Erenleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kel ile Platform Yönetim Kurulu Üyesi Zeynel Sönmez de eşlik etti.

      Ziyarette Alevi toplumunun gerçek beklentilerini dile getiren Ali Rıza Özdemir, kamuoyunda sıkça tartışılan bazı taleplerin Alevilerin asli talepleri olmadığını belirtti. Özdemir, şunları kaydetti:

      Alevilerin gerçek talepleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, zorunlu din derslerinin sonlandırılması ya da Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın birkaç sivil toplum kuruluşuna devredilmesi değildir. Bu tür talepler, ‘Alisiz Aleviler’ tarafından özellikle Aleviler ile devlet arasına suni krizler ve gerilimler yaratmak amacıyla ortaya atılmıştır.”

      Özdemir, raporlarında Alevilerin gerçek ve somut taleplerinin net bir biçimde ortaya konulduğunu, bu taleplerin uygulanabilir, kolay ve kısa sürede hayata geçirilebilir nitelikte olduğunu vurguladı. Platform’un yaklaşımını “devlete ve millete rağmen değil, devlet ve milletle birlikte” şeklinde özetledi.

      Doğu Perinçek: “Cemevleri İslami İbadethanedir”

      Ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Alevi Bektaşi Güç Birliği Platformu’nun çalışmalarını yakından takip ettiklerini ve çok değerli bulduklarını belirtti. Sunulan raporu parti politikaları ve seçim beyannamelerinde değerlendireceklerini dile getirdi.

      Perinçek, cemevlerinin özü itibarıyla İslami ibadethane olduğunu açıkça vurgulayarak, Alevi toplumunun birliği ve kucaklaşması yönündeki çabalara destek vermeye devam edeceklerini söyledi.

      Devamını Oku

      Ali Rıza Özdemir: “Alevi Partisi fikrine sıcak bakmıyorum”

      Ali Rıza Özdemir: “Alevi Partisi fikrine sıcak bakmıyorum”
      1

      BEĞENDİM

      ABONE OL

      “Ali’siz Alevilerin temel amacı, Alevilerin taleplerini hayata geçirmek değildir; devlet ve Aleviler arasında yeni kriz alanları açmak, yeni fay hatları yaratmaktır.”

      ANKARA – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi önceki dönem Başkanı Ali Rıza Özdemir, sosyal medya hesabından yaptığı uzun paylaşımda, son dönemde gündeme gelen CEM Parti (Cumhuriyet Emek Partisi) oluşumunu değerlendirdi.

      Özdemir, açık kaynaklara dayalı haberlere atıfta bulunarak, Malatya Pütürge kökenli bir iş insanı tarafından daha önce ONS TV’nin CEM TV’ye dönüştürülmesiyle aynı isimlerin şimdi de CEM Parti’yi kurduğunu belirtti. Gazeteci Ali Rıza Özkan’ın “Çakma CEM TV’den sonra, çakma CEM Parti de kuruldu!” manşetli haberini referans gösteren Özdemir, CEM Vakfı’nın bu gelişmeler karşısında sessiz kaldığını ifade etti.

      Paylaşımında Özdemir, konuyu genel olarak “Alevi Partisi” tartışmasına bağladı. Alevilerin kronik taleplerinin karşılanmaması, temsiliyet yetersizliği, oyların pazarlık gücüne dönüşmemesi ve kimlik siyasetinin yaygınlaşması gibi gerekçeleri sıraladıktan sonra, Alevi Partisi fikrine karşı olduğunu net bir şekilde dile getirdi.Özdemir’e göre kimlik ve mezhep merkezli bir partinin kurulması şu riskleri taşıyor:

      • İnancın siyasallaşması ve manevi özün silikleşmesi,
      • Dinin siyasete alet edilmesi,
      • Mezhepsel bölünme ve üniter yapının zarar görmesi,
      • Toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi,
      • Taleplerin marjinalleşmesi.

      Tarihteki Birlik Partisi tecrübesini hatırlatan Özdemir, “denenmişi denemenin anlamı yoktur” dedi. Bunun yerine Alevi taleplerinin devletle barışık, milli birliği pekiştiren bir yaklaşımla, tüm Türk toplumunun rızası ve empatisiyle hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. Devletin son dönemde attığı adımları (Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi) fırsat olarak nitelendiren Özdemir, fitne odaklarının ve “Ali’siz Alevilik” anlayışlarının önünün kesilmesi çağrısında bulundu. Özdemir’in paylaşımı, Alevi çevrelerinde geniş yankı uyandırırken,  Alevi kimliğiyle ilişkilendirilen isim tartışmalarını bir kez daha gündeme taşıdı.

      İşte o paylaşımın tam metni:

      “ALEVİ PARTİSİ” KURULMALI MI?

      AÇIK kaynaklara düşen haberlere göre Cem Parti adıyla yeni bir parti kurulmuş. Cem, malum olduğu üzere, Aleviliğin tarikat kapısında farklı zaman ve nedenlerle icra edilen toplu temel ibadetin adıdır. Bu nedenle partinin adındaki Alevilik çağrışımı dikkat çekici…

      Değerli dostum gazeteci Ali Rıza Özkan, bu gelişmeyi Çakma CEM TV’den sonra, çakma CEM Parti de kuruldu! manşetiyle görmüş.  Onun verdiği bilgilere göre, CEM TV’nin yasal yayın izni sağlayan lisansı devam ederken Malatya, Pütürgeli Kürt ve Sünni açıkgöz bir iş insanı tarafından sahibi olduğu ONS TV isim değiştirerek CEM TV adı ile yayına başlamasının ardından, yine CEM ismi ile bir de parti kuruldu! İlginç olan ise partinin de kurucularının aynı isimler olması. CEM Vakfı ise, her zamanki gibi gelişmeleri seyrediyor. Kaynak Linki = https://www.alevihaberler.com.tr/haber/cakma-cem-tvden-sonra-cakma-cem-parti-de-kuruldu-3314

      ALEVİ PARTİSİ NEDEN İSTENİYOR?

      Bu vesileyle müstakbel bir Alevi Partisi hakkındaki görüşlerimi paylaşmak isterim. Çünkü bu konu periyodik olarak üç-beş ayda bir önüme geliyor. Farklı heyetler, bir Alevi Partisi kurulması ve benim de bu partiye liderlik yapmam konusunda teveccühte bulunuyorlar. Hatta marşlarına kadar altyapısını hazırlayıp konuyu bize taşıyanlar oluyor, sağ olsunlar…

      Bir Alevi Partisi kurulması konusunda ısrarcı olan ve konuyu belirli periyotlarla gündemimize taşıyan dostlarımız, birkaç gerekçe öne sürüyor. Bunlara sırasıyla bakalım.

      1- Taleplerin karşılanmaması ve çözümlere kulak tıkanması.

      Alevilerin kronikleşmiş talepleri, mevcut partilerce seçim dönemlerinde dinlense de seçim sonrası unutulmakta veya vaat düzeyinde kalmaktadır. Tam tekmil bir çalışma ve samimi bir ilgi söz konusu olamıyor.

      2- Temsiliyet yetersizliği.

      Alevi kimliğine sahip siyasetçilerin parti kadrolarında ve mecliste yeterli oranda yer bulamaması, özellikle sağ, milliyetçi ve muhafazakâr partilerde Alevilerin görünürlüğünün adeta sıfıra yakın olması, Alevileri siyasal sistemin dışında bırakmaktadır.

      3- Oyların siyasi pazarlık gücüne dönüşmemesi.

      Alevi oylarının tek bir partinin garantisi altında görülmesi, mevcut siyasi aktörlerin Alevi toplumunu Nasıl olsa bize oy verecekler diyerek,  diğer partilerin de Ne de olsa Aleviler bize oy vermiyor anlayışı içinde hak taleplerine ciddiyetle yaklaşmamasına yol açmaktadır.

      4- Kimlik siyasetinin yaygınlaşması.

      Türkiye siyasetinde birçok kesimin kendi özgün kimlikleriyle siyaset arenasında temsil edilmesi ve parti kurması, Alevilerin de kendi kimlikleriyle bağımsız bir aktör olma hakkını doğurmaktadır.

      ALEVİ PARTİSİNİN İMKÂNI

      Öncelikle ifade etmek gerekir ki, bir siyasi parti kurmak için iki araç lazım: Birincisi kadro, ikincisi bütçe. (Zaten iyi bir yönetici de kadrosundan en iyi şekilde verim alabilen ve bütçeyi doğru şekilde kullanabilen kişidir.)

      Bu açıdan bakıldığında bizim açımızdan Alevi Partisi için kadro oluşturmak kolay iş. Çok kısa sürede Alevilerin yaşadığı il ve ilçelerde örgütlenmek mümkün. Bunu sağlayacak hem imkanımız hem de kudretimiz var.

      ALEVİ PARTİSİNİN SAKINCALARI

      Yukarıda sayılan gerekçeler ve imkanlar, bir Alevi olarak, kulağıma mantıklı gelse de Alevi Partisi fikrine sıcak bakmayanlardanım. Çünkü kimlik ve mezhep merkezli bir siyasi partinin kurulması, birçok açıdan çeşitli riskler barındırmaktadır. Bunlar üzerinde kısaca duralım.

      1- İnancın siyasallaşması ve manevi özün silikleşmesi

      Alevilik; yolu, erkanı, irfani derinliği ve ahlaki ilkeleriyle bir inanç ve yaşam biçimidir. Bir siyasi partinin günlük polemiklerine, seçim pazarlıklarına ve parti disiplinine hapsedilmesi, Aleviliğin evrensel ve manevi boyutunun araçsallaşarak yıpranmasına neden olacaktır.

      2- Dinin siyasete alet edilmesi

      Seküler ve demokratik bir düzende din veya inanç eksenli siyaset yapmak, siyasetin doğası gereği pragmatik hesaplarla hareket etmeyi getirir. Kutsal sayılan değerlerin seçim kazanma hedefine indirgenmesi, inanç mensupları arasında da moral değerlerin aşınmasına yol açar.

       Alevilik, bünyesinde farklı ocaklar, dedelik gelenekleri ve sosyo-politik eğilimler barındıran bir sosyolojik yapıdır. Tek bir partinin tüm Aleviler adına konuşma iddiası, gerçek veya makbul Alevilik tartışmalarını başlatarak topluluğun kendi içinde bölünmesine sebep olacaktır.

       3- Mezhepsel bölünme ve üniter yapının zarar görme tehlikesi

      Toplumsal kesimlerin etnik veya mezhepsel çizgilerle partileşmesi, siyasetin uzlaşı zemininden çıkıp sıfır toplamlı bir kimlik çatışmasına dönüşmesine yol açabilir. Türkiye’nin üniter yapısı ve toplumsal dokusu, Lübnan örneğindeki gibi kotayla yönetilen veya dinsel/mezhepsel fay hatlarına bölünen bir siyasal sistemde derin yaralar açabilir.

      4- Kutuplaşmanın derinleşmesi ve önyargıların katılaşması

      Bir Alevi partisinin varlığı, Alevi toplumunun geniş kitleler nezdinde farklı ve ayrı bir blok olarak algılanmasını hızlandırabilir. Bu durum var olan sosyolojik önyargıları besleyerek toplumsal entegrasyonu zorlaştırır. Sünni ve Alevi vatandaşlar arasındaki geçirgenliği azaltır.

      Mezhepsel bir partinin, diğer toplumsal gruplarda katı bir karşı-kimlik inşasını tetikleme riski de vardır. Unutmayalım ki, Türkiye’deki “Alevi algısı” Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa edilen “Osmanlı mirası” üzerine oturur.

      Her ne kadar, son dönemlerde milliyetçi ve sağ partilerde Alevilere yönelik olumlu ve ılımlı mesajlarda artış görülse de (ki bu çorbada bizim de hayli tuzumuz vardır), geçmişin mirasını görmezden gelmek, son derece yakıcı sonuçlar doğurabilir.

      5- Taleplerin marjinalleşmesi ve gerilemesi

      Alevi vatandaşların temel talepleri evrensel insan hakları ve anayasal haklar kapsamındadır. Bu hakların spesifik bir partinin ajandasına indirgenmesi, talepleri genel toplum nezdinde tüm vatandaşların sorunu olmaktan çıkarıp bir marjinal grubun özel isteği konumuna düşürme riskini taşımaktadır.

       Hak arayışları bir siyasi parti çatısı altına girdiğinde, iktidarlar veya muhalif gruplar bu talepleri doğrudan bir siyasi rakip faaliyeti olarak kodlayabilir. Böylece meşru vatandaşlık talepleri, iktidar-muhalefet çekişmesine kurban edilerek çözümsüzlüğe terk edilebilir.

      DENENMİŞİ DENEMEK

      Bilindiği üzere Alevi toplumunun ve Türkiye’nin hafızasında Birlik Partisi tecrübesi halen yaşamaktadır. Alevi Partisi olarak kodlanan Birlik Partisi’nin Alevilerin talepleri konusunda bir arpa boyu mesafe alamaması, üstüne üstlük Aleviliğin siyasallaşması, kurucu aktörlerin birbirine düşmanlaşması hatta birbirlerini “yol düşkünü” ilan etmeleri gibi hususların hatıraları halen tazedir. O nedenle, denenmişi denemenin bir anlamı yoktur.

      NE YAPMALI?

      O halde ne yapmalı?

      Bu konuda Alevi toplumuna ve siyasi aktörlere bazı görevler düşmektedir.

      Alevi toplumunun hakiki talepleri; yüzyıllardır bu topraklara kök salmış, Ehl-i Beyt sevgisini ve irfanını merkezine alan inanç temelli taleplerdir. Ancak son dönemde bu inancı tarihsel, kültürel ve dini köklerinden koparmaya çalışan, Ali’siz Alevilik olarak da kavramsallaştırılan marjinal ve inkarcı anlayışlar, meseleyi ideolojik bir kavga alanına çekmeye çalışmaktadır.

      Ali’siz Alevilerin temel amacı, Alevilerin taleplerini hayata geçirmek değildir; devlet ve Aleviler arasında yeni kriz alanları açmak, yeni fay hatları yaratmaktır.

      Diyanet’in lağvedilmesi veya zorunlu din dersleri üzerinden yürütülen bazı radikal ve toptancı söylemler, Alevi toplumunun öz talebi olmaktan ziyade bu ideolojik odakların ajandasıdır.

      Bu radikal söylemler, Sünni-muhafazakar kesimlerde ve devlet aklında inanç hakkı arayışından ziyade sistemle ve milli değerlerle çatışma algısı yaratmaktadır. Böylece makul ve meşru Alevi taleplerinin önüne aşılması güç bir duvar örmektedir.

      Alevi toplumu ve gerçek temsilcileri; kendi inanç talepleri ile bu ideolojik savrulmalar arasına net bir çizgi çekmelidir. Hakiki arzunun devletle barışık, milli birliği pekiştiren bir nitelik taşıdığını Türk toplumuna sabırla ve doğru bir dille aktarmalıdır.

      Alevilerin talepleri özünde marjinal talepler ya da ayrıştırıcı ayrıcalıklar değil, Türk milletinin birliğine, kardeşliğine ve ortak geleceğine hizmet eden son derece makul, insani ve inanç özgürlüğü kapsamındaki hususlardır. Bu gerçek her platformda dile getirilmelidir.

      Alevi toplumunun hak ve talepleri; topluma rağmen veya toplumla çatışarak değil, Türk toplumunun geniş kesimlerinin rızası ve empatisi ile hayata geçirilebilecek türdendir. Anadolu irfanının temeli de zaten rızalık ve toplumsal helalleşme anlayışıdır.

      Taleplerin meşruiyet zemini evrensel hakların ötesinde, bu toprakları vatan kılan ortak tarih, ortak kültür ve ortak bayrak paydasında ifadesini bulmaktadır.

      Alevi vatandaşların sadece belirli bir siyasi yelpazeye mahkum edilmesi veya tek bir çizgi üzerinden temsil olunmaya çalışılması tarihsel bir hatadır. Alevilik, Türk milletinin ortak değeridir ve siyasetin geniş skalasında hak ettiği temsil alanını bulmalıdır.

      Bu bağlamda özellikle merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakar partilerin Alevi vatandaşlara kapılarını daha geniş şekilde açması, karar mekanizmalarında ve vitrinde Alevi aktörlere daha fazla yer vermesi son derece önem arz etmektedir.

      Bu yaklaşım hem Alevi toplumunun siyasi gettoya hapsedilmesini engelleyecek hem de muhafazakar-milliyetçi seçmenin Alevi toplumuyla olan gönül bağını ve toplumsal geçirgenliğini yeniden tesis edecek büyük bir potansiyele sahiptir.

      Açıkça ifade etmek gerekir ki, günümüz Türkiye’sinde oluşan siyasi atmosfer, Alevi meselesinin çözümü için tarihsel bir fırsat penceresi sunmaktadır.

      Devletimizin kapsayıcı yaklaşımı (örneğin İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde atılan adımlar, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması gibi kurumsal hamleler), devletin bu meseleyi kucaklama kararlılığını göstermektedir.

      Cumhur İttifakı’nın ve muhalefet partilerinin Alevi taleplerine yapıcı şekilde yaklaşması, meselenin bir parti siyaseti değil, bir milli uzlaşı ve devlet meselesi olarak çözülebileceğini kanıtlamaktadır.

      Yalancı aktörlerin, fitne odaklarının ve Ali’siz Haricilerin Alevi toplumu adına konuşma tekelinin kırılması, Aleviliğin özünde var olan Horasan irfanını, Ehl-i Beyt sevgisini ve vatan sevgisini temsil eden gerçek kanaat önderlerinin, dedelerin ve akademisyenlerin sahada ve siyasette inisiyatif almasıyla mümkündür.

      Türk milletinin engin feraseti, devletimizin büyüklüğü ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği; bu meseleyi fitne odaklarına yem etmeden, kardeşlik hukukunu pekiştirerek çözmeye muktedirdir.

      Devamını Oku

      Ankara’da Birlik ve Beraberlik Aşuresi: 10 Büyük Federasyon ve Platform Bir Araya Geliyor

      Ankara’da Birlik ve Beraberlik Aşuresi: 10 Büyük Federasyon ve Platform Bir Araya Geliyor
      0

      BEĞENDİM

      ABONE OL

      Ankara, anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

      İmam Hüseyin Cemevi / Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ev sahipliğinde düzenlenecek olan “Mah-ı Muharrem Yas-ı Matem Aşuresi” programı, çok sayıda federasyon ve platformun katılımıyla gerçekleştirilecek.
      Muharrem mateminin ardından paylaşılacak olan aşure lokması; birliğin, kardeşliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın simgesi olarak tüm canları bir araya getirecek.

      Geniş Katılımlı Güç Birliği

      Etkinliğe destek veren ve katılım sağlayan sivil toplum kuruluşları arasında şu önemli yapılar yer alıyor:
      1. Afyonkarahisar Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Dernekleri Federasyonu
      2. Alevi Bektaşi Güçbirliği Platformu
      3. Alevi Vakıflar Federasyonu
      4. Anadolu Abdallar Cemevi Federasyonu
      5. Anadolu Dernekler Federasyonu
      6. Anadolu Vakıflar Federasyonu
      7. Engelli Dernekleri Federasyonu
      8. Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu
      9. Oğuz Çepni Boyu Dernekler Federasyonu
      10. Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu

      Program Detayları ve İletişim Bilgileri

      Birlik ve beraberlik mesajlarının vurgulanacağı bu anlamlı buluşmaya tüm vatandaşlar davet edildi. Katılım sağlayacak kişilerin LCV (Lütfen Cevap Veriniz) bildirmesi rica olunur.
      * *Tarih:* 18 Temmuz 2026
      * *Saat:* 18.00
      * *Yer:* İmam Hüseyin Cemevi
      * *Adres:* Hatay Sokak No: 20/8 Kızılay – ANKARA
      * *İletişim / LCV:* 0512 419 19 29 / 0532 480 25 42

      Devamını Oku

      Madımak Davası Yeniden Açılsın

      Madımak Davası Yeniden Açılsın
      0

      BEĞENDİM

      ABONE OL
      Madımak Katliamı Davasının Yeniden Açılması İçin Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’ndan Çağrı

      Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan katliamın 33. yılında davanın yeniden açılmasını talep etti. Platform, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik açık çağrısında, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulanamayacağını vurgulayarak dosyanın tekrar incelenmesini istedi.

      Platform adına yapılan açıklamada, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden canların organize bir saldırı sonucu Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledildiği hatırlatıldı. Şiddetin panzehrinin adalet olduğu belirtilen açıklamada, Madımak davasının zamanaşımı gerekçesiyle kapatılmaya çalışıldığı iddialarının kamu vicdanını yaralamaya devam ettiği ifade edildi.

      Aynı açıklamada, 5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar köyünde 33 sivilin katledilmesinin de aynı karanlık senaryonun parçası olduğu vurgulandı. Madımak ve Başbağlar’ın, kardeşlik ve barışı hedef alan organize bir fitnenin iki ayrı yüzü olduğu belirtildi.

      Platform, “Bu katliamı devlet Alevilere karşı yaptı” iftiralarının kamu kurumları tarafından çürütülmesini ve katliamın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını isterken, Adalet Bakanı’na “Sivas Madımak Katliamı dava dosyasının yeniden açılmasını” talep etti.

      Açıklamada, Madımak Oteli’nde ve Başbağlar’da hayatını kaybeden tüm canlar rahmetle anılırken, adaletin tecelli edeceği güne kadar mücadelenin devam edeceği duyuruldu.

       

      Açıklamanın Tam Metni:

      Madımak Katliamı Davası yeniden açılsın!

      Değerli Basın Mensupları,
      Değerli Canlar;

      Bundan tam 33 yıl önce, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta, insanlık tarihinin en karanlık ve en utanç verici sayfalarından biri yazılmıştır. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak üzere Sivas’a giden canlarımız, organize bir tertibin neticesinde Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledilmiştir.

      Şiddet, insanoğlunun hem kendine hem de toplumuna karşı işleyebileceği en büyük hıyanettir. Karanlık emellerini nefretle, ateşle ve yıkımla besleyen şiddet sarmalı, toplumların geleceğini çürütür, geride telafisi imkânsız yaralar bırakır. Şiddetin ve vahşetin panzehri ise şüphesiz ki adalettir. Adalet, mülkün temeli olduğu kadar toplumsal barışın, huzurun ve vicdanın da en yüce teminatıdır. Adaletin tam manasıyla tecelli etmediği her gün, ortak vicdan kanamaya devam eder. Gerçek bir adalet, yalnızca suçluların cezalandırılması değil, geleceğin de temiz bir vicdanla inşa edilmesi demektir.

      Ne yazık ki, Madımak Katliamı’nın ardından yürütülen adli süreçler ve verilen kararlar, Alevi kamuoyunda ve geniş halk kitlelerinin vicdanında asla karşılık ve yer bulmamıştır. Davanın zamanaşımı zırhıyla kapatılmaya çalışıldığı iddiaları, arkasındaki karanlık odakların hakkıyla üzerine gidilmediği kanaati vicdanları yaralamaya devam etmektedir. “Bu katliamı devlet Alevilere karşı yaptı” iftirası, kamu kurumlarımız tarafından çürütülmeli ve katliam tüm boyutlarıyla aydınlatılmalıdır.

      Bu bağlamda, Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu olarak Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’e açıkça çağrıda bulunuyoruz: Toplumsal barışın tesisi ve kamu vicdanının bir nebze olsun teskin edilmesi adına Sivas Madımak Katliamı dava dosyasının yeniden açılmasını talep ediyoruz. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının kabul edilemeyeceği evrensel hukuk ilkesinden hareketle, bu karanlık tertibin tüm sorumluları yargı önüne çıkarılmalıdır.

      Madımak’ta yükselen o kara dumanların üzerinden henüz üç gün geçmişken, 5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar köyünde sivil ve masum 33 canımızın terör örgütü tarafından kurşuna dizilerek ve yakılarak katledilmesi de aynı karanlık senaryonun ve ortak acımızın bir diğer yüzüdür. Madımak ve Başbağlar, bu topraklarda kardeşliği, bir arada yaşama iradesini ve toplumsal barışı hedef alan organize bir fitnenin birbirini tamamlayan iki kanlı sahnesidir. Bizler için acının rengi, mezhebi veya coğrafyası yoktur; insanlığa karşı işlenen bu iki büyük katliamın acısını vicdanımızda ve hafızamızda diri tutuyoruz.

      Bu vesile ile Madımak Oteli’nde ve Başbağlar Katliamında yitirdiğimiz tüm canlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anarken, adaletin tecelli edeceği güne kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi tüm kamuoyuna saygıyla duyururuz.

      Aşk-ı niyazlarımızla.
      Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu
      02.07.2026

       

      Devamını Oku

      Ahmet Yesevi Dergisi’nin Merakla Beklenen 7. Sayısı Okurlarla Buluştu:

      Ahmet Yesevi Dergisi’nin Merakla Beklenen 7. Sayısı Okurlarla Buluştu:
      0

      BEĞENDİM

      ABONE OL

      Ahmet Yesevi Dergisi’nin Merakla Beklenen 7. Sayısı (Cilt 4) Okurlarla Buluştu: Alevilik, Bektaşilik ve Türk Kültürü Araştırmalarında Yeni Bir Kilometre Taşı

      Uluslararası hakemli, bilimsel ve prestijli bir yayın çizgisine sahip olan Ahmet Yesevi Dergisi, Türk kültür coğrafyasının köklü mirasları olan Alevilik, Bektaşilik, tasavvuf ve halk kültürü alanlarındaki nitelikli akademik çalışmaları kamuoyuyla buluşturmaya hız kesmeden devam ediyor. Kurulduğu günden bu yana alanındaki önemli bir boşluğu dolduran dergi, bilimsel titizlikten ödün vermeyen yaklaşımıyla hem akademisyenler hem de konunun meraklıları için vazgeçilmez bir referans kaynağı olma niteliğini bu sayısında da taçlandırıyor. 30 Haziran 2026 tarihi itibarıyla dijital ve basılı dünyadaki yerini alan Sayı 7 (Cilt 4), zengin içeriği ve tarihin karanlıkta kalmış noktalarına ışık tutan derinlemesine makaleleriyle dikkat çekiyor. Derginin imtiyaz sahipliğini ve yayıncılığını, konuya ilişkin kıymetli araştırmalarıyla tanınan Ali Rıza Özdemir üstlenirken, sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini ise akademik koordinasyonu başarıyla yürüten Doç.  Dr. Özlem Özdemir yürütüyor.  

      Yeni Sayıda Öne Çıkan Akademik Çalışmalar ve Dosya Konuları

      Derginin bu sayısında, tarih yazımından edebiyata, inanç sistemlerinin sosyo-kültürel analizinden menkıbelere kadar çok geniş bir yelpazede kaleme alınmış, her biri kendi alanında özgün iddialar ve belgeler sunan beş temel makale yer alıyor:

      1. Tarkan Suçıkar – “Emir Timur’un Şiîliği İddiaları ve Erdebil Tekkesi ile İlişkileri Bağlamında Safevîlerin Geçmişi Yeniden İnşası”

      Makale, tarih disiplininin en çok tartışılan figürlerinden biri olan Emir Timur’un dini aidiyetine yönelik iddiaları masaya yatırıyor. Safevî Devleti’nin kuruluş sürecinde ve sonrasında, Erdebil Tekkesi ile olan ilişkiler üzerinden tarihsel hafızanın ve “geçmişin yeniden inşası” sürecinin siyasi-ideolojik boyutlarını kaynaklar eşliğinde inceliyor.

      1. Afaq Yusifli – “Şah İsmail Hatâyî Şiirinde Anlam, Biçim ve Estetik Yapı: Tasavvufî Söylem, Söz Sanatları ve Kafiye Düzeni Üzerine Bir İnceleme”

      Hem bir devlet kurucusu hem de Türk edebiyatının ve nefes geleneğinin en güçlü ozanlarından biri olan Şah İsmail Hatâyî’nin edebi dehası bu çalışmada mercek altına alınıyor. Yusifli; Hatâyî’nin şiirlerindeki tasavvufi derinliği, kullandığı estetik dili, söz sanatlarını ve klasik Türk şiiriyle halk şiirini harmanlayan kafiye yapısını dil bilimsel bir titizlikle çözümlüyor.

      1. Abdullah Akyürek – “Irak Türkmenlerinin İnanç Sistemlerinde Alevilik ve Bektaşiliğin Yapısal ve İşlevsel Boyutları”

      Coğrafi ve kültürel olarak Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Irak Türkmenlerinin inanç dünyasına odaklanan bu makale, bölgedeki Alevi-Bektaşi varlığının sosyolojik ve antropolojik tahlilini sunuyor. İnancın toplumsal yapıdaki işlevleri ve günümüze kadar korunan ritüel boyutları ilk elden gözlemler ve verilerle aktarılıyor.

      1. Alirıza Özdemir – “Abdal Musa Sultan, Dağları Nasıl Yürüttü?”

      Alevi-Bektaşi kültürünün kurucu figürlerinden ve Anadolu’nun manevi mimarlarından Abdal Musa Sultan’a ait ünlü “dağları yürütme” menkıbesi, bu makalenin ana eksenini oluşturuyor. Özdemir, bu sembolik ve mitolojik anlatının arkasındaki tasavvufi, felsefi ve tarihsel gerçeklikleri analiz ederek menkıbelerin halk irfanındaki yerini ve neyi simgelediğini açıklıyor.

      1. Ali Tanrıverdi – “Kavramlar ve Tasavvufî İzahlar Açısından Aleviliğin El Kitabı”

      Tanrıverdi, Alevilik felsefesinin, erkanının ve yol kurallarının temel kavramlarını ele alan ve adeta bir başvuru kaynağı niteliğinde olan Kavramlar ve Tasavvufî İzahlar Açısından Aleviliğin El Kitabı adlı kitabı tanıtıyor.  

      Tam Metin Erişimi ve Akademik Gelecek

      Ahmet Yesevi Dergisi, bilginin yayılması ve evrensel düzeyde paylaşılması gerektiği inancıyla, bu sayıda yer alan tüm makalelerin tam metinlerini açık erişim politikası gereği ücretsiz olarak okuyuculara sunuyor. Bilim dünyasına, araştırmacılara ve Türk kültür tarihine ilgi duyan herkese açık olan derginin resmi internet sitesi ahmetyesevidergisi.com üzerinden tüm arşive ve yeni sayıya PDF formatında rahatlıkla ulaşılabiliyor. Geçmişle gelecek arasında bilimsel bir köprü kurmayı vizyon edinen Ahmet Yesevi Dergisi, yeni sayısıyla hem kütüphanelerdeki yerini sağlamlaştırıyor hem de gelecek sayılar için alanında uzman araştırmacıların çalışmalarını kabul etmeye devam ediyor.

      Devamını Oku

      Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.