


23 Ocak 2026 Cuma

Nusaybin’de Türk bayrağının indirilmesine yönelik gerçekleştirilen eyleme, Alevi Gençler Derneği sert tepki gösterdi. Dernekten yapılan açıklamada, milli değerlere yönelik bu tür saldırıların asla kabul edilemeyeceği vurgulandı.
Ülkemizin simgesi olan bayrağımızın tüm inanç ve kimliklerin ortak değeri olduğu belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Nusaybin’de bayrağımıza yapılan bu saygısızlık; doğrudan birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi hedef almaktadır. Bu tür provokasyonlar karşısında Alevi gençliği olarak her zaman dimdik duracağız.”
Açıklama, Hacı Bektaş Veli’nin barış ve birlik felsefesine atıfta bulunarak şu anlamlı sözlerle tamamlandı:
“Hünkar Hacı Bektaş Veli Efendimizin buyurduğu gibi; bu topraklarda her zaman ‘Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız.’ Hiçbir güç kardeşlik bağlarımızı koparmaya yetmeyecektir.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısındaki açıklamalarının ardından Alevi kurumlarını işgal eden ama Alevilikle ilgili olmayan yöneticileri tel tel döküldü. Alevihaberler.com sitesinde yer alan haber şöyle:
Ali’siz inkarcılar teker teker kendilerini ortaya atıyorlar. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu eski başkanı Turgut Öker de kervana katılan son isim oldu. Ancak, Öker’in daha önce Avukat Ali Yıldırım’la katıldığı bir yayında Ali’sizler hakkında söyledikleri de gündeme taşındı. Öker, o yayında, “Aleviliğin Ali ile hiç alakasının olmadığına inanmış bir insan olmuş olsaydım, hiç öyle kıvırmadan, hiç çekinmeden bunun kavgasını verirdim. Sesimin yükseldiği her yerde bunu söylerdim” demiş!
14 Ekim 2025 tarihinde MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma ile Devlet Bahçeli Alevilerin içine sızmış olan inkarcıların kimyalarını bozdu. Aleviliği istismar edenler gizledikleri inkarcılıklarını itiraf ederek Müslüman olmadıklarını açıklarken, Aleviler de, inkarcıların yalanlarından kurtuldukları için bayram sevinci yaşadılar.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında şöyle konuşmuştu: “Cami ne kadar bizimse cemevi de bizimdir. Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir. Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak, engelleri birer birer kaldıracak irade cesaretini sergilemek gerekmektedir. Hem Aleviyiz hem Sünni, hepsinden evveli de Müslüman Türk milletiyiz. Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin cemevinin ibadet ibadethane olarak görmelerine anlayış ve saygı duymak lazım. İftira ve istinatlara sırtını dayayanlar Maraş’tan Çorum’a kadar yaşanan dış mihraklı provokasyonların iç yüzünü hala okuyamayanlar bu nedenle de tarihten husumet üretmek için emre amade bekleyiş içinde olanlar emin olunuz ki bizim ilgi ve irtibat sahamızın da sonuna kadar dışındadır. Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde şahsımın fani hayattaki bir tasarrufunu Horasan Erenleri Dernekler Federasyonuna hibe etmemizle birlikte yaklaşık 6.000 metrekarelik alana inşa edilip ilk etap açılışı yapılan aynı zamanda dünyanın ve ülkemizin en büyük cemevi projesi olan Horasan Erenleri Dergahı Cemevi külliyesinin milli birlik ve beraberliğimizin nişaneleri arasında yer alması Allah’tan niyazımdır.”
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Cami ne kadar bizimse cemevi de bizimdir. Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir.” Ve, “Hem Aleviyiz hem Sünni, hepsinden evveli de Müslüman Türk milletiyiz.” ifadelerini çatışma ve düşmanlıktan beslenen bir siyasete teslim olan kimi tabelasında “Alevi” yazan STK’lar için kabul edilemezdi. Hemen karşı açıklamalar yaparken, uzun zamandır gizledikleri ve özellikle Alevilere söyledikleri yalanı da ifşa ettiler: Bunlar Ali’siz Alevi takımındandı!
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan nezaketi de elden bırakarak “bizi tarif etmek, tanımlamak, tek kalıba sokmaya kalkışmak’ ne Bahçeli’nin hakkı, haddi ne de başka birisinin. Alevilerin Türk mü, Kürt mü, Arap mı, başka kimliğe mi bağlı olması onlara kalmış değil. Aleviler ‘biz Aleviyiz’ diyor… ‘Türk ve Müslüman Alevi’ yetiştirmeye çalışıyor beyefendi… ‘Kıblemiz, kitabımız aynı’ tarifi ve tanımlaması Devlet Bahçeli’nin haddine değil.” şeklinde konuşuyordu.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise, Bahçeli’yi “Aleviliği İslam ve Türk gören bir ideoloji üzerinden inşa etmek istiyor” sözleri ile eleştirirken “MHP’nin ‘Müslüman ve Türk kardeşliği’ söylemi geliştirdiğini gösteriyor. Alevi toplumunu da bu potada eritmeye çalışacaklar. Yani belli ki Türk ve İslam üzerinden gidecek bir açılım sürecini ‘fiyasko’ diye görüyorum.” ifadelerini kullanıyordu.
En cesur açıklama ise, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe’den geldi. “Biz özgün, müstakil bir inancız… yıllarca da bunun mücadelesini veriyoruz”!
Türkiye’deki ortaklarının riyayı üzerlerinden atarak kendilerini İslam’dan özgürleştirme girişimlerini gören Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Hüseyin Mat da sahneye çıkmak için fırsat kolluyordu ki, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın DEM’li Sezai Temlli’nin sataşmalarına cevap verirken kurduğu cümle imdadına yetişti! “Bize kimlik biçmekten vazgeçin. Biz Müslüman değiliz; Aleviyiz.” Arkasında kocaman Hz. Ali resmi ile fotoğraf vererek Ali’siz itikatsızlığını gizleyen Mat için de “arınma vakti” gelmişti!
SAHNENİN SON KONUĞU: TURGUT ÖKER!
Kimi mahfillerde sosyal-antropolog olduğunu iddia eden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda müze memurluğundan emekli Hasan Harmancı’dan, müzik emekçilerinin meslek örgütü MESAM’da YK üyesi olarak tartışmalı işlemlerin patronajı müzisyen Metin Karataş’a kadar pek çok “sözde” Alevi de inkarcılıklarını faş ederken, bu tartışmaların Alevilerin içine bir fitne olarak sokulmasındaki en büyük pay sahibi Turgut Öker neredeydi? Öker de, meraklıları bekletmeden sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda gerçekleri söyledi: “çok net bir çizgimiz vardı: Alevilik İslam’ın bir mezhebi değildir, bir tarikat hiç değildir. Alevilik İslam’dan ayrı, kendine özgü bir inançtır. Bu söz laf olsun diye söylenmedi; bu bilinçli bir tercihti, stratejik bir duruştu.”
Öker o kadar ileri gitti ki, aslında yıllarca takiye yaptıklarını da ilan etti: “Ancak şunu da dürüstçe söylemek gerekir: Pratiğimiz her zaman bu duruşa uygun olmadı. Çünkü ana gövde, köyünde yaşadığı geleneksel Aleviliği olduğu gibi bize dayattı.” Öker’e göre, yüzlerce yıldır yaşanan “geleneksel Alevilik” onlara “dayatılmış”! Geleneksel Aleviliği kastederek, “ana gövdeyi dışlamadan dönüşmeyi seçtik” diye yazan Öker bir de itirafta bulunuyor: “cemler değişti, hakka uğurlamalarda İslami terminolojiden uzaklaşmak için ciddi emek verildi ama yetmedi, eksik kaldı.”
AABF eski genel başkanı Turgut Öker’in paylaşımının sonunda ahlaki kriterlere de vurgu yapmasa, belki basit bir itiraf diyerek okuyup geçecektik. Öker’e yukarıdaki tartışma konusunda daha önce söylediklerini hatırlatmak istedik. Okur karar versin, ahlak, dürüstlük, “sicili temiz, toplum nezdinde itibarı olan, sözüyle eylemi örtüşen” insanların kimler olduğuna.
İşte, Ali Yıldırım’la bir yayında konuşan Turgut Öker ne diyor, bakalım: “Yani bir gün çıkıp “Aleviliğin Ali ile alakası yok, Hüseyin’le alakası yok, Kerbela’yla alakası yok” gibi, Alevi dünyasına başka çevrelerin sokmaya çalıştığı, Alevi dünyasını paramparça eden ve bir anlamda da Aleviliğin bölünüp parçalanmasına hizmet eden geri zekâlıca yaklaşımlarda bizim altında payımız yok. Ben kendi adıma söylüyorum bunu, birçok yerde de söyledim. Yani gizlenecek, saklanacak bir konumuz da yok. Yahu yazıp çizdiğimiz şeyler zaten ortada. Herkes beni bilir; ben söylediğim sözün bedeli ne olursa olsun, bugüne kadar onun arkasında durmuş bir insanım. Ben buna inanmış olsaydım, yani Aleviliğin Ali ile hiç alakasının olmadığına inanmış bir insan olmuş olsaydım, hiç öyle kıvırmadan, hiç çekinmeden bunun kavgasını verirdim. Sesimin yükseldiği her yerde bunu söylerdim.”
Kaynak Linki = https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turgut-oker-aleviligin-ali-ile-alakasinin-olmadigina-inansaydim-kivirmadan-soylerdim-2881

Ankara, 2 Ocak 2026 – Özel Haber
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün önderliğinde kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı’nın gizli kahramanlarından biri, Alevi ve Bektaşi topluluklarının desteğiydi. Ahmet Yesevi Dergisi’nin son sayısında yayınlanan bir akademik çalışma, Atatürk ve Temsil Heyeti’nin 1919 yılında Hacıbektaş kasabasına gerçekleştirdiği kritik ziyareti detaylı bir şekilde ele alarak, bu ziyaretin ulusal mücadeledeki rolünü aydınlatıyor.
Alirıza Özdemir‘in kaleme aldığı makale, emperyalist işgale karşı birleşen Türk milletinin hikayesini, Alevi-Bektaşi önderleriyle yapılan görüşmeler üzerinden yeniden anlatıyor. Bu ziyaret, sadece bir durak değil, milyonlarca yurttaşın milli cepheye katılmasının kapısını aralayan stratejik bir hamle olarak tarihe geçti.
Ziyaretin Tarihsel Bağlamı: Emperyalizme Karşı Birlik Arayışı
Türk Kurtuluş Savaşı, 1919-1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu‘nun son topraklarında verilen varoluş mücadelesiydi. Mondros Mütarekesi sonrası İtilaf Devletleri’nin işgali altında ezilen Türk milleti, Mustafa Kemal Paşa‘nın liderliğinde ayağa kalktı. Ancak başarı, sadece askeri zaferlerle değil, toplumun tüm kesimlerini bir araya getirmekle mümkün olacaktı. İşte bu noktada, Sivas Kongresi sonrası Ankara’ya doğru yola çıkan Temsil Heyeti, yol üzerinde Hacıbektaş’ı ziyaret etme kararı aldı.
Makaleye göre, Atatürk bu ziyareti, Alevi ve Bektaşi topluluklarını milli mücadeleye dahil etmek amacıyla planladı. O dönemde Anadolu’da yaşayan Alevi-Bektaşi nüfusu, çeşitli tahminlere göre 3-6 milyon arasında değişiyordu. Bu rakam, genel nüfusun önemli bir kısmını (yaklaşık üçte birini) oluşturuyordu ve ihmal edilemezdi. Araştırmacı Özdemir, dönemin tanıklarından Mazhar Müfit Kansu‘nun hatıralarına dayanarak, “Milyonlara varan Alevi ve Bektaşiler, Çelebi’nin ve dede postu vekilinin emirlerine tabi olduklarından, bu iki zat ile görüşmek onları tarafımıza çekmek için gerekliydi” diye aktarıyor. Kansu’nun sözleri, ziyaretin stratejik önemini vurguluyor: Alevi-Bektaşiler, hilafet yanlısı isyanlara karşı milli cephede sağlam bir dayanak olabilirdi.
Tarihi kaynaklar, Osmanlı döneminde Alevi topluluklarının üç ana koldan oluştuğunu belirtiyor: Kızılbaşlar (Safevi geleneğine bağlı), Çelebiler (Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen “bel evladı”) ve Babaganlar (tarikat esaslı “yol evladı”). Çelebiler’in lideri Ahmet Cemalettin Çelebi ve Babaganlar’ın önderi Salih Niyazi Dedebaba, Hacıbektaş’ta ikamet ediyordu. Atatürk, bu iki figürü ikna ederek, Anadolu’nun geniş kesimlerini yanına çekmeyi hedefliyordu.
Ziyaretin Detayları: Görüşmeler ve Destek Sözleri
Temsil Heyeti, 1919 Aralık ayında Sivas’tan yola çıktı ve Kayseri üzerinden Hacıbektaş’a ulaştı. Makalede, ziyaretin Nutuk’ta yer almamasına rağmen, dönemin tanıkları tarafından detaylı anlatıldığı belirtiliyor. Ali Fuat Cebesoy‘un hatıraları, ziyaret öncesi ön görüşmeleri; Mazhar Müfit Kansu’nun eserleri ise olayı doğrudan aktarıyor. Ayrıca, Çelebi ailesinin nesilden nesle aktardığı anılar, A. Celalettin Ulusoy’un kitabında yer alıyor.
Heyet, önce Ahmet Cemalettin Çelebi‘nin konağına konuk oldu. Burada, milli mücadelenin önemi tartışıldı ve Çelebi, tam destek sözü verdi. Özdemir’in çalışmasında, bu görüşmenin önceden planlanmış olabileceği vurgulanıyor: Atatürk, daha Amasya Genelgesi döneminde (Haziran 1919) Çelebi ile tanışmış ve telgraflarla iletişim kurmuştu. Telgraflardan birinde, “Kırşehir’deki Baba Efendi hazretleri”nin Tokat ve Amasya’daki Alevi nüfus üzerindeki etkisinden bahsediliyor.
Ardından, Salih Niyazi Dedebaba ile görüşüldü. Babagan kolu, Rumeli Bektaşileri arasında güçlüydü ve Atatürk’ün çocukluğundan beri tanıdığı bir gelenekti. 12 Ekim 1919 tarihli bir telgrafta Atatürk, Dedebaba’dan milli mücadele için çalışmasını istemiş ve toplumun yönlendirilmesinin önemini vurgulamıştı. Ziyaret sırasında, her iki önder de milli cepheye katılma taahhüdünde bulundu. Bu, Anadolu’da hilafet yanlısı isyanlara (yaklaşık 40 iç isyan) karşı önemli bir kazanım oldu.
Makale, ziyaretin sadece destek toplamakla kalmadığını, Çelebiler ile Babaganlar arasındaki olası ihtilafları da çözdüğünü belirtiyor. Kansu’nun ifadesiyle, “Bu milyonlarca halk ihmal edilemezdi” – ve gerçekten de edilmedi. Ziyaret sonrası Alevi-Bektaşi toplulukları, Kurtuluş Savaşı’nda aktif rol aldı; birçok dede ve talip, cephede savaştı veya lojistik destek sağladı.
Tartışmalar ve Eleştiriler: Hayal Ürünü İddialara Karşı Gerçekler
Özdemir’in çalışması, ziyaret etrafında sonradan üretilen bazı iddiaları da ele alıyor. Örneğin, bazı kaynaklarda Atatürk’ün “bakire kızlar tarafından sunulan kadehlerle kendinden geçtiği” gibi yakışıksız ifadeler yer alıyor (Hasan İzzeddin Dinamo‘nun eserinde). Araştırmacı, bunları önyargılı ve hayal ürünü olarak nitelendiriyor, dönemin Osmanlı bürokrasisindeki Alevi-Bektaşi karşıtı tutumlara bağlıyor.
Başka bir tartışma, ziyaretin Nutuk’ta yer almaması. Özdemir, bunu Atatürk’ün milli mücadeleyi bireysel değil kolektif bir zafer olarak sunma tercihine bağlıyor. Ayrıca, Alevi nüfusunun “ezik ruhlu” gibi aşağılayıcı betimlemeleri reddederek, onların yiğitlik ve mütevazılığını öne çıkarıyor.
Çalışmada, Enver Behnan Şapolyo, Cemal Şener, Baki Öz gibi araştırmacıların eserlerine atıf yapılıyor. Ancak Özdemir, bu ziyaretin müstakil bir çalışma olarak ilk kez detaylı incelendiğini belirtiyor. Kaynaklar arasında hatıralar, ikincil eserler ve dönemin belgeleri yer alıyor.
Ziyaretin Mirası: Uluslaşmanın Temeli
Bu ziyaret, Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferinde kilit rol oynadı. Emekli asker Celâl Erikan‘ın belirttiği gibi, “Eğer Türkiye bütünüyle karşıdevrime geçmemişse, bunun nedenlerinden biri Şia mezheplilerin (Alevilerin) halife emirlerine boyun eğmemesiydi.” Dinamo ise, “Ankara’nın çevresini kuşatan yiğit Alevi yurttaş kalabalığının desteği, her zaman değerliydi” diyor.
Bugün, 2026’da, bu tarihi olay Cumhuriyet’in laik ve birleştirici ruhunu hatırlatıyor. Hacı Bektaş Veli Dergâhı, hala Alevi-Bektaşi kültürünün merkezi olarak ziyaret ediliyor. Özdemir’in makalesi, genç nesillere milli mücadelenin kapsayıcılığını öğretmek için önemli bir kaynak. Uzmanlar, bu tür çalışmaların toplumsal barışı güçlendireceğini vurguluyor.
Türkiye’nin dört bir yanından Alevi-Bektaşi dernekleri, ziyaretin yıldönümlerinde anma etkinlikleri düzenliyor. Gelecek nesiller için ders: Birlik, zaferin anahtarıdır.

Türkiye’deki Caferi toplumunun önde gelen ismi ve Zeynebiye Hareketi lideri Selahattin Özgündüz, toplumsal ibadet alanları ve Alevi-Caferi ilişkileri üzerine ezber bozan bir açıklama yaptı. Özgündüz, bugüne kadar cami merkezli bir ibadet geleneğini sürdüren Caferi toplumunun, artık kendi cemevlerini kurma kararı aldığını duyurdu.
Açıklamanın Öne Çıkan Detayları
Özgündüz’ün konuşmasında vurguladığı temel noktalar şu şekilde:
Birlik ve Beraberlik Mesajı: Özgündüz, Aleviler ile Caferiler arasındaki bağın sarsılmaz olduğunu belirterek, “Alevi-Caferi ayrımı yapmak, gövdeyi baştan ayırmak gibidir” mesajını verdi.
Cemevi Kararı: Caferilerin ibadetlerini camilerde gerçekleştirdiğini ancak gelinen noktada toplumsal ihtiyaçlar ve birlikteliği güçlendirmek adına cemevi inşa etme kararı aldıklarını belirtti.
Kültürel ve İnançsal Bütünlük: Kurulacak olan cemevlerinin, sadece bir mekan değil, aynı zamanda Ehl-i Beyt yolunun öğretilerinin ve kültürel mirasın yaşatılacağı merkezler olacağını vurguladı.
Neden Şimdi?
Haberdeki detaylara göre; bu adımın arkasında hem Alevi toplumuna olan desteği somutlaştırmak hem de inanç özgürlüğü çerçevesinde daha kapsayıcı bir yapı oluşturma arzusu yatıyor. Özgündüz, bu girişimin toplumsal barışa hizmet edeceğine ve mezhepsel ayrışmaların önüne geçeceğine inanıyor.
“Cami de Bizim Cemevi de”
Özgündüz, konuşmasında cami ve cemevi arasında bir rekabet değil, bir tamamlayıcılık ilişkisi olduğunu ifade etti. Caferilerin camiden vazgeçmediğini ancak cemevine olan ihtiyacı ve bu kurumun manevi değerini de kabul ettiklerini dile getirdi.
Editörün Notu: Bu açıklama, Türkiye’deki inanç grupları arasındaki diyalog ve iş birliği açısından yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor.

Erzincan, Alevi-Bektaşi geleneğinin en önemli damarlarından biri olan “Zakirlik” kültürünü yaşatmak adına yeni bir merkeze kavuşuyor. Ahmet Uğurlu Dede’nin adını taşıyacak olan Zakirlik ve İrfan Ocağı, 3 Ocak Cumartesi günü saat 13:00’te kapılarını açıyor.
Binali Yıldırım Parkı içerisinde yer alan merkez, zakirlik geleneğinin korunması ve irfan kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması noktasında kritik bir köprü görevi görecek.
Mekan Değerlendirmesi: Yüzyılların derin mirasını taşıyacak olan bu kıymetli adımın, Binali Yıldırım Parkı içerisindeki oldukça sınırlı ve dar bir fiziki alana hapsedilmiş olması, projenin büyüklüğü ile mekanın imkânları arasındaki tezatlığı gözler önüne seriyor.
Yine de bu merkez, Erzincan’ın inanç ve kültür dünyası için çok değerli bir “ilk adım” olarak nitelendiriliyor.
Ahmet Uğurlu Dede Kimdir?
Haberin odağındaki isim olan Ahmet Uğurlu Dede, Alevi-Bektaşi toplumunda edep, erkan ve irfan denilince akla gelen en saygın simalardan biridir. Erzincan ve çevresinde sadece bir inanç önderi değil, aynı zamanda barışın, hoşgörünün ve toplumsal uzlaşının mimarlarından biri olarak kabul edilir.
Zakirlik geleneğine olan hakimiyeti, bağlamasıyla dile getirdiği nefesler ve taliplerine verdiği “yol” eğitimleriyle tanınan Uğurlu Dede, yaşamı boyunca birliği ve beraberliği savunmuştur. Kendi adına açılan bu ocak, onun ömrünü adadığı “insan-ı kamil” yetiştirme gayesinin bir devamı niteliğindedir.