


23 Ocak 2026 Cuma

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Önceki Dönem Başkanı Ali Rıza Özdemir, cemevlerinin kökenini Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) Mescid-i Nebevi’sine dayandıran bir yazı kaleme aldı. Özdemir, cemevlerini cami, dergâh ve tekke gibi kurumlarla aynı manevi mirasın dalları olarak tanımladı.
Özdemir’e göre cemevlerinin değişmez birincil amacı ibadettir. Sosyal ve kültürel etkinlikler önemli olsa da, tüm faaliyetler ibadetin kutsal çatısı altında toplanır. Yazının en çarpıcı noktalarından biri: “Meydan varsa cemevi vardır.” Tasavvufi literatürde cem erkanının (zikir) yapıldığı “meydan” alanı, bir yapıyı teknik olarak cemevi kılan tek unsurdur. Meydan bulunmayan bir bina, ne kadar sosyal işlev görürse görsün bu vasfı taşıyamaz.Cemevlerini tartışmasız bir ibadethane olarak niteleyen Özdemir, bu mekanların inancın yaşandığı, gönüllerin birleştiği ve Hak kapısına durulduğu yerler olduğunu vurguluyor. Toplumun manevi direklerinden biri olarak gördüğü cemevlerinin, Hz. Peygamber’in geniş ve kucaklayıcı mescit anlayışını yansıttığını belirtiyor.
Ali Rıza Özdemir’in makalesinin tam metni şöyle:
CEMEVLERİNE DAİR KISA BİR DERKENAR
Köklü Bir Mirasın İzinde
Cemevleri, camiler, dergâh ve tekkeler… Bu kurumların her biri, köklerini Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizin dönemindeki Mescid-i Nebevi’den alır. Hepsi aynı ulu çınarın dalları, aynı manevi mirasın devamıdır.
Mescid-i Nebevi’nin Çok Yönlü Ruhu
Asr-ı Saadet’te mescitler sadece rükû ve secde yeri değil; eğitimin, sosyal dayanışmanın, kültürel birliğin ve toplumsal meselelerin çözüldüğü birer yaşam merkeziydi. Cemevleri, bu çok fonksiyonlu yapıyı günümüze taşıyan canlı birer örnektir.
Cemevlerinin Esas Kimliği
Cemevleri bugün sosyal ve kültürel birçok önemli işlevi başarıyla yerine getirse de varlıklarının değişmez birincil gayesi ibadettir. Tüm sosyal faaliyetler bu kutsal çatının altında toplanır ancak merkezin kalbi her zaman ibadetle atar.
“Meydan” Varsa Cemevi Vardır
Tasavvufi literatürde zikir olarak adlandırılan cem erkanının yürütüldüğü “meydan” adlı o kutlu alan, bir binayı cemevi kılan yegane unsurdur. Meydanı olmayan bir yapı, hangi sosyal işleve sahip olursa olsun teknik olarak “cemevi” vasfını kazanamaz.
Bir İbadethane Olarak Cemevi
Cemevlerinin öncelikli kimliği tartışmasız olarak ibadethanedir. İnancın yaşandığı, gönüllerin birlendiği ve Hak kapısına durulduğu bu mekanlar, asli işlevleri olan ibadet mekânı olma vasfıyla toplumun manevi direklerinden biridir.
Birliğe ve Hakikate Çağrı
Farklı özelliklerle ön plana çıksalar da tüm bu mekanlar insanı kâmil kılma ve Hakk’a ulaştırma amacına hizmet eder. Cemevlerinin ibadet mekânı olduğu gerçeğini görmek, Hz. Peygamber’in mescit anlayışındaki o geniş ve kucaklayıcı ruhu doğru anlamaktır.
Bir olalım, iri olalım, diri olalım…
*Kaynak: X platformunda @etnojenez hesabı tarafından paylaşılan yazı.*

Çorum Belediyesi, Alevi âşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan halk ozanı Âşık Kara Musa (Musa Yıldız) onuruna özel bir vefa gecesi düzenliyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan dev külliyatın ardından, ünlü ozan bu kez sevenleriyle sahnede buluşacak.*
Çorum, sözlü kültür hazinesinin en kıymetli isimlerinden biri olan Âşık Kara Musa’yı unutmadı. Çorum Belediyesi tarafından organize edilen program, şehrin kültürel hafızasını korumak ve büyük ozanın emeğini onurlandırmak amacıyla gerçekleştirilecek.
Binlerce Deyiş Kayıt Altına Alındı
Haber merkezimize ulaşan bilgilere göre, bu anlamlı gece Çorum Belediyesi Kültür Yayınları’nın son büyük hizmeti olan *“Âşık Kara Musa Külliyatı”* eserinin yayımlanmasını taçlandıracak. Yıllardır sadece sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılan binlerce deyiş, bu kapsamlı çalışma ile ilk kez yazılı hale getirilerek Türk kültür dünyasına kazandırılmıştı.
Kültür Dolu Bir Akşam: 26 Aralık
Vefa gecesi, ozanın sadece sanatçı kimliğini değil, aynı zamanda temsil ettiği köklü âşıklık geleneğini de mercek altına alacak. Program kapsamında şu etkinlikler yer alacak:
* *Hayatı ve Sanatı:* Âşık Kara Musa’nın yaşamından kesitler ve geleneğe katkıları anlatılacak.
* *Müzik Dinletileri:* Ozanın hafızalara kazınan deyişleri seslendirilecek.
* *Takdir ve Vefa:* Sanatçının kültürel mirasa sunduğu yıllara sâri emekler takdirle anılacak.
Etkinlik Detayları:
Tarih: 26 Aralık 2025 Cuma
Saat: 19.00
Yer: Turgut Özal Konferans Salonu
Çorum Belediyesi, tüm sanatseverleri ve halk kültürü gönüllülerini bu tarihi akşama tanıklık etmeye davet ediyor.

Alevi kültürünü ve sinemasını uluslararası bir platformda buluşturan “2. Uluslararası Alevi Sinema Günleri”, İstanbul’da düzenlenen yoğun katılımlı etkinliklerin ardından final yaptı.*
Alevi inancının ve tarihinin sinema diliyle anlatılmasını teşvik etmek amacıyla düzenlenen *2. Uluslararası Alevi Sinema Günleri*, bu yıl da sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Festival süresince birçok film gösterimi, panel ve söyleşi gerçekleştirilirken, kapanış töreninde Alevi sinemasının geleceği ve toplumsal bellekteki yeri üzerine önemli mesajlar verildi.
Kültürel Hafıza Beyaz Perdeye Taşındı
Etkinlik boyunca Türkiye’den ve dünyadan birçok yönetmenin imzasını taşıyan uzun metrajlı filmler, belgeseller ve kısa filmler izleyiciyle buluştu. Sinemanın birleştirici gücüne vurgu yapan festival, Alevi toplumunun tarihsel süreçlerini, inanç ritüellerini ve sosyo-kültürel yapısını geniş kitlelere tanıtma misyonunu başarıyla tamamladı.
Ustalara Saygı ve Gelecek Vizyonu
Kapanış programında konuşan festival yetkilileri ve sinemacılar, Alevi sinemasının kendine özgü bir estetik ve anlatı dili geliştirmesinin önemine değindi. Program kapsamında ayrıca, bu alana katkı sunan emektar sanatçılara teşekkür edilerek, genç sinemacıların desteklenmesi gerektiğinin altı çizildi.
“Birliğin ve Sanatın Dili”
Festivalin son gününde gerçekleştirilen oturumlarda, sinemanın önyargıları kırmadaki rolü tartışıldı. Katılımcılar, Alevi sinemasının sadece bir inanç grubuna hitap etmediğini, aynı zamanda insan hakları, adalet ve barış temalarını işleyerek evrensel bir nitelik taşıdığını vurguladı.

Hacıbektaş ziyareti sadece bir nezaket ziyareti değil, Cumhuriyet fikrinin ilk kez yüksek sesle dile getirildiği stratejik bir dönüm noktasıydı.
Aydınlık gazetesi yazarı Erdem Cömert, kaleme aldığı incelemesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Aralık 1919’da gerçekleştirdiği Hacıbektaş ziyaretinin tarihsel önemini ve Alevi-Bektaşi geleneğinin Cumhuriyet ile olan derin bağını ele aldı. Yazıda, Cumhuriyet ilanının ilk kez bu ziyarette telaffuz edildiği vurgulanırken, tekkelerin kapatılması sürecindeki gerçekler de gün yüzüne çıkarılıyor.
Sivas Kongresi’nin ardından Ankara’ya geçmeden önce Hacıbektaş’a uğrayan Mustafa Kemal Paşa, burada Çelebi Cemalettin Efendi’nin misafiri oldu. Mazhar Müfit Kansu’nun anılarına dayandırılan bilgilere göre, Cemalettin Çelebi’nin “Paşa Hazretleri, zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz?” sorusu, bu coğrafyada Cumhuriyet fikrinin toplumsal bir karşılığı olduğunu kanıtlıyor.
Cömert, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasının Bektaşiliği hedef alan bir saldırı olmadığını, aksine Bektaşilerin bu kararı “yol ve erkân” ekseninde desteklediğini belirtiyor. Son Dedebaba Salih Niyazi Baba’nın, “Dergâhların binaları kapatılabilir ama kalpler kapatılamaz” sözüyle süreci bir sivil inanç yoluna dönüştürdüğü ifade ediliyor.
Yazıda, günümüzde Hacıbektaş Dergâhı’nın “ibadete açılması” yönündeki taleplerin tarihsel bir yanılgı olduğu savunuluyor. Yazara göre, Atatürk’ün ziyareti sırasında dergâh zaten Bektaşilerin elinden alınmış ve Nakşi şeyhlerine verilmişti. Atatürk’ün dergâhı değil de Çelebileri ziyaret etmesi, onun Alevi-Bektaşi özüne verdiği önemi gösteriyordu.
*22 ARALIK 1919: HACIBEKTAŞ’TA CUMHURİYET AKLI! TEKKELER VE TARİHSEL GERÇEK*
(Yazar: Erdem Cömert – Aydınlık)
Geçen hafta bu köşede, Alevi-Bektaşi geleneğinin Cumhuriyet’le kurduğu tarihsel ilişkinin sanıldığı gibi çatışmalı değil, aksine kurucu ve destekleyici bir zemine oturduğunu, tekke ve zaviyeleri kapatan kanunun Alevi-Bektaşi inancına nefes aldırdığını vurgulamıştık. Bugün o yazının devamı olarak, meselenin en çok çarpıtılan başlığına; Atatürk’ün Hacıbektaş ziyareti ile tekke ve zaviyelerin kapatılması konusuna odaklanıyoruz.
Çünkü Hacıbektaş üzerinden yürütülen güncel tartışmaların büyük bölümü, tarihle değil, bugünün siyasal ihtiyaçlarıyla ilgilidir.
*22 ARALIK 1919: BİR ZİYARETTEN FAZLASI*
Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Aralık 1919 tarihinde Hacıbektaş’a yaptığı ziyaret, Milli Mücadele’nin en stratejik duraklarından biridir. Sivas Kongresi’nin ardından Ankara’ya geçmeden önce Hacıbektaş’a uğranması tesadüf değildir. Atatürk, Anadolu’nun toplumsal gerçekliğini bilen bir liderdir. Alevi-Bektaşi nüfusun nicel ağırlığını, tarihsel muhalefet geleneğini, aydınlanmacı yanını ve örgütlü yapısını yakından takip etmektedir.
Bu nedenle Hacıbektaş, onun gözünde yalnızca bir inanç merkezi değil; ulusal direnişin toplumsal meşruiyetinin sağlanacağı bir vicdan merkezidir. Mustafa Kemal Paşa, Kayseri ve Mucur üzerinden Hacıbektaş’a gelmiş, Çelebilere ait evde ağırlanmış, geceyi de burada geçirmiştir. Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Atatürk, Hacıbektaş’ta Nakşi şeyhleri değil, Bektaşi geleneğinin tarihsel temsilcileri olan Çelebilerin makamını muhatap almıştır.
*CUMHURİYET FİKRİ HACIBEKTAŞ’TA DİLE GETİRİLİYOR*
Mazhar Müfit Kansu’nun anılarında aktardığı üzere, Hacıbektaş’ta tarihe geçen bir konuşma yapılır. Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal Paşa’ya şu soruyu yöneltir: “Zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz?”
Bu soru, Bektaşi geleneğinin siyasal ufkunu açıkça ortaya koymaktadır. Cumhuriyet fikri, Alevi-Bektaşi dünyasına yabancı değildir; aksine bu gelenekte karşılığı olan bir düşüncedir. Kansu’nun da belirttiği gibi, Cemalettin Çelebi Cumhuriyet’e taraftardır. Mustafa Kemal Paşa’nın temkinli yaklaşımı ise zamanlama kaygısından kaynaklanır. Bu gerçek şunu gösterir: Cumhuriyet, Bektaşiliğe rağmen değil, Bektaşi dünyasında yankı bularak kurulmuştur.
*TEKKE VE ZAVİYELER KAPATILIRKEN BEKTAŞİLER NEREDE DURDU?*
Bugün en çok çarpıtılan mesele tam da burasıdır. 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılması, Bektaşiliği hedef alan bir tasfiye değildir. Daha önemlisi, Bektaşiler bu karara karşı çıkmamış, Dedeganlar da Babaganlar da süreci desteklemiştir.
Bu durum, H. Dursun Gümüşoğlu’nun “Cumhuriyet Döneminde Bektaşîlik ve Dedebabalık Sistemi” adlı çalışmasında ayrıntılı biçimde ortaya konur. Gümüşoğlu’na göre, tekkelerin kapatılmasından sonra Bektaşiler inançlarını evlerde ve özel mekânlarda sürdürmüş, devlete karşı bir direniş hattı örmemiştir. Bektaşilik, mekân merkezli değil, yol ve erkân merkezli bir süreklilik tercih etmiştir.
*SALİH NİYAZİ DEDEBABA’NIN TAVRI*
Son Dedebaba Salih Niyazi Baba, bu sürecin en önemli tanıklarından biridir. Bedri Noyan Dedebaba’nın aktardığına göre Salih Niyazi Baba, kapatma kararı karşısında yalnızca şunu söylemiştir: “Bu demektir ki biz bu göreve layık değiliz.” Ve şu tespiti yapmıştır: Dergâhların binaları kapatılabilir; ama tasavvufun yaşadığı yer olan kalpler kapatılamaz.
Salih Niyazi Baba, Ankara’da Anadolu Oteli’ni işletmiş, burada dahi Bektaşi erkânını sürdürmüştür. Yani Bektaşilik, Cumhuriyet’le birlikte yeraltına çekilmemiş; sivil bir inanç yolu olarak varlığını korumuştur.
*’İBADETE AÇILSIN’ TARTIŞMASI TARİHSİZDİR*
Bugün Hacıbektaş’ın “ibadete açılması” yönündeki taleplerin, Bektaşi geleneğinde tarihsel bir karşılığı yoktur. Çünkü tekke ve zaviyelerin kapatılmasından çok önce, Hacıbektaş Dergâhı’nın yönetimi Nakşi şeyhlere verilmiş, Bektaşi dedeleri ve babaları dergâhtan dışlanmıştır.
Atatürk’ün Hacıbektaş’ta şeyhleri değil Çelebileri ziyaret etmesi, bu gerçeğin açık göstergesidir. Bektaşilik, Cumhuriyet’le birlikte tekke merkezli bir yapıdan ocak ve cem merkezli bir yapıya yönelmiştir.
*CUMHURİYET VE BEKTAŞİLİK: ÇATIŞMA DEĞİL, BİLİNÇLİ AYRIŞMA*
Atatürk’ün amacı Bektaşiliği ortadan kaldırmak değildir. Ama tarikat-devlet ilişkisini kesin biçimde reddetmiştir. Nitekim İzmir günlerinde Hüseyin Mazlum Baba’nın oğlu Mümtaz Bababalım ile yaptığı görüşmede, Bektaşiliğin yeni koşullara uygun biçimde yeniden yapılandırılması fikrini dile getirmiştir. Ancak Şeyh Sait isyanı, Kubilay olayı ve Cumhuriyet’in karşı karşıya kaldığı tehditler, bu başlığın gündeme gelmesini engellemiştir.
*SONUÇ YERİNE: 22 ARALIK’I DOĞRU OKUMAK*
22 Aralık 1919, Hacıbektaş’ın Cumhuriyet’le kurduğu tarihsel bağın adıdır. Bu tarih, Alevi-Bektaşi toplumunun Cumhuriyet’e verdiği bilinçli desteğin simgesidir. Hacıbektaş’ı bugünün siyasal tartışmalarına malzeme etmek değil; Cumhuriyet’in kuruluş aklını anlamak gerekir. Tarih, eğilip büküldüğünde değil, olduğu gibi okunduğunda yol gösterir.
Aşk ile…

“Gel Dilber Ağlatma Beni Şah-ı Merdan Aşkına”, Alevi-Bektaşi yolunun aşk, teslimiyet ve hakikat anlayışını dile getiren kadim bir deyiştir.
Bu eser; derin bir yorumla, deyişin ruhuna sadık kalınarak revize edilmiştir.
Şah-ı Merdan’a duyulan aşk, insanın kendi iç yolculuğunu ve Hak ile olan bağını simgeler.